Puzzle Nasıl Yapılır?

Merhabalar! #EVDEKAL günlerimiz tüm canlılığı ile devam ederken başlıktan da anlaşılacağı üzere yeni bir şeyler yapma girişiminde bulundum ufaktan… Buradan biricik ablama teşekkürlerimi sunuyorum bana bu Puzzleları aldığı için. Şimdi ben de nasıl yaptım, yaparken nelere dikkat ettim bunların hepsini yavaş yavaş anlatacağım.

500 ve 1000 parça olmak üzere iki tane Puzzle vardı elimde. İlk önce uzun zamandır bu işi yapmadığımı düşünerek 500 parça olanından başladım ve sıyırdım kollarımı. Şimdi adım adım nelere dikkat ettim nelere dikkat ederseniz daha hızlı olur bunlardan bahsedeceğim.

  Puzzle alırken neye dikkat edilmeli?

Hemen nasıl yaptım kısmına geçmeden önce alırken nelere dikkate etmeniz gerektiğine kendi penceremden bakmak istiyorum. İlk önce bu işte yeni birisiyseniz çok aşırı derecede karışık renkli ve çok parçalı olanlarından almamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü öyle alındığı zaman insanın sinir katsayıları aşırı derecede yükseliyor ve daha başlamadan kaldırıp atası gelebiliyor.

İlk başlayanlar için 500 parçanın tam ideal olacağına inanıyorum. Çünkü 250 parça gerçekten çok az. Eğer ilk başlangıçta 1000 parça ile başlarsanız yine yapabilirsiniz tabii ki de sadece uzun sürebilir. Bundan dolayı dedim. Şimdi ablamın almış olduğu iki farklı Puzzle fotoğrafını buraya ekliyorum

500 ve 1000 parça Puzzlelar

Şu aralar stoklar biraz sıkıntılı bilginiz olsun. İnsanlar evde olunca yapacak bir şey bulamayıp bu tür hobilere sarıyorlar. Şakası yok bu işin daha bir müddet evdeyiz gibi gözüküyor. Sağlıklı olalım, gerisi gelir.

Puzzle yaparken nasıl bir sıralama izlemeliyiz?

Şimdi bu ana başlığımız olsun ve her şeyi bu ana başlık altında alt başlıklarda incelemeye başlayalım. Bu Puzzle işi baya bir sabır gerektiren iş. Hemen pat diye olmuyor ne yazık ki. Ben nasıl başladım nelere dikkat ettim bunlardan bahsedeyim hemen.

Parçaları ayırmak ile başlayalım!

İlk önce size en önemli tavsiyem parçaları ayırmak ile işe başlanılabilir. Nasıl mı? Öncelikle çerçeveyi oluşturmanızı şiddet ile tavsiye ediyorum. Böyle olduğu zaman en azından hangi renk nereye nasıl uyumlu oluyor tarzında aklınızda bir fikir oluşuyor ve işler daha da kolaylaşıyor. Benim Puzzle markam Anatolian. İçerisinden güzel de bir stand çıkıyor yaparken bakmak için. Hemen fotoğrafını ekliyorum.

 

İlk önce bu standı açıp Puzzle görüntüsünü önümüze alıyoruz ve düz parçaları ayırmak ile işe başlıyoruz hemen. Düz parçaları ayırırken diğer parçalarında renkli kısımlarını çevirip nasıl bir karmaşa içinde olduğunuzu görebilirsiniz😊. Şimdi ben yaparken ilk önce çerçeveyi yaptım. Çerçevenin yalnız fotoğrafı yok. Birazcık eklemeler yapılmış hali mevcut onu da ekledikten sonra sıradaki başlığımıza geçelim.

 

Çerçevemiz

Karmakarışıklığımız…

 

 

Renk tonları ile ayırmaya devamm!!

Çerçevemizi oluşturduk. Çıplak bir çerçeve var elimizde. Şimdi sırada yavaş yavaş diğer adımları yapmada. Tekrar söylüyorum bu gerçekten sabır gerektiren bir iş. Pat diye olması pek muhtemel değil. Çerçevemiz bitti. Renkleri birbirine yakın parçaları ayırmakla başlamamız gerekiyor. Hangi parçalar ton olarak birbirine yakınsa onları ayırt etmemiz gerekiyor.

Ben yaparken bu yolu izleyerek yaptım. Belki siz daha kolay bir yol bulursunuz ve o şekilde yaparsınız.

Tonlar ayrılıyor…

 

Bu fotoğrafta çok net bir şekilde belli olmasa da mavi parçaları ayırmak ile ilk işe başlamıştım. Mavi tonu çok ağırlıklıydı çünkü benim Puzzleda.

Işık çok önemli!!

Ben her ne kadar bu işi gece geç saatlerde yapsam da size gün ışığını kullanmanızı öneriyorum. Evdeki lambalarımız da Puzzle yaparken fazlası ile parlayabiliyor. Ben odamdaki lambam ve masa lambam ile yaparken çok fazla parladığını ve gözlerimin çok yorulduğunu fark ettim.

Siz yaparken gözünüzün yorulmaması için pencereye yakın bir yerde gün ışığında yapabilirsiniz. Gece de yapabilirsiniz elbette. Daha sonra gözleriniz biraz acıyabilir. Bence gözlerinize dikkat edin. Kamu spotu!

Şimdi buraya ben yaparken masa lambası ve oda lambam ile yansıyan ve parlayan bir fotoğraf ekleyeceğim.

Fotonlarımız 🙂

 

Bu fotoğrafta hem masa lambam hem de odamdaki lambam açık. Masada iki tane ışık fotonu gözüküyor. Onlar Puzzle yaparken üzerine düşüyor ve sizin sürekli sağdan soldan bakıp renkleri uydurmanızı zorlaştırıyor. Dediğim gibi bu benim görüşüm. Belki de siz hiç zorlanmayacaksınız ve geceleri yapacaksınız.

Parçadan bütüne…

Parçaları renk tonlarına göre ayırdıktan sonra bu parçaları sabır ile bir araya getirmemiz gerekiyor elbette. Burada gerçekten ben baya zorlandım. Gözlerin de çok iyi seçmesi gerekiyor. Çünkü bazen bir parçayı yerine deniyorsunuz ve o parça yerine olmayabiliyor ve muhtemelen de olmayacak zaten.

Mesela ben yaparken bir parçayı bir yere denediğim ve olmadığı zaman o parçanın nereye ait olduğunu aklımda tutuyor, görebileceğim bir yere koyuyor ve daha sonra aynı boyut, renk ve girintide bir parçaya denk geldiğim zaman onu koyduğum yerden alıp deniyordum. Çoğu zaman cuk diye yerine oturuyordu. Size de tavsiye edebilirim bunu.

Soldan sağa doğru yaparken hep biraz daha fazla parça eklenmiş olduğu gayet gözüküyor. Kurdu yaparken özellikle ağız kısmını yaparken epey zorlanmıştım diyebilirim. Hem gece olup ışıkların parlamasından hm de renklerin birbirine çok yakın olmasından dolayı. Fotoğraflarda da belli zaten renkler😊.

 

 

 

Puzzle nerede yapılır ya?

Bu belki de en önemli olan başlıklarımızdan birisi. Şimdi ben yaptığım ve bundan sonra da yapacağım Puzzleları çerçeveletip muhafaza etmek istiyorum. Bundan dolayı yapacağınız yere dikkat etmeniz gerekiyor. Sonra benim gibi biraz zahmet çekebilirsiniz. Eğer ben yapıp bozacağım derseniz de aynen devam istediğiniz yerde yapın.

Şöyle ki ben yaparken ilk önce masada yapmaya başladım. Sonra masamı bilgisayarım olduğu için çok aktif kullandığımdan dolayı işgal ettiğimi fark edip annemin yazı tahtasına el koydum. (Öğretmen bir aile bireyiniz varsa bunlar olabiliyor.) Fotoğraflarını ekleyeceğim.

İlk önce ben masada yaptım sonra da annemin bu yazı tahtasına geçtim işte. Siz yaparken mukavva gibi bir şeyin üzerinde yaparsanız daha güzel olacağına inanıyorum. Zaten ben de daha sonra mukavva üzerine zor da olsa taşıdım.

Hasılı kelam mutlu son…

Sabırlı bir bekleyiş ve işleyişin sonucunda güzel bir manzara ile karşılaşmış oluyoruz. Son olarak belirtmem gerekirse en son Puzzle bittiği zaman ben mukavva üzerine aldım ve halı altında muhafaza ettim. Daha yapıştırmam gerekiyor. Onları da yaptıktan sonra Puzzle nasıl yapılır 2 adlı diğer bir yazımda anlatacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mutlu son…

 

Evet değerli okurlarım. Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu yazımızda da sona gelmiş bulunmaktayız.  Bu yazımda size Puzzle yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğinden kendi cümlelerim ile bahsetmeye çalıştım. Umarım sıkılmamışsınızdır. Sizleri Allah’a emanet ediyorum. Sağlıcakla kalın… Hayırlı Ramazanlar…

#EVDEİZLE’ mi? WHAT?!

Başlık sanırım çok sert oldu dövecek gibi. Evde durduğumuz süre boyunca ben de rahat durmuyor siteme belki hiç yazmadığım kadar yazı yazıyor ve güncel içerikler ile zamanımı değerlendirmeye çalışıyorum. Yeni kategorimiz: #EVDEİZLE

Ne demek yani evde izle? Şimdi çok fazla film, dizi ve belgesel izleyen birisiyim. Yani dizi ve belgesel film kadar çok olmayabilir belki de gerçekten aşırı derecede fazla film izlediğimi söyleyebilirim size. Daha da listemde bir dizi film var. Hepsini izleyip ve bazılarını da buraya yazacağım.

Neler olacak bu kategoride?

Mesela bir film izledim. Evde olduğum süre boyunca da epey film izledim. Geçmiş geçmişte kaldı gerçi. Şimdi burada neler olacağından bahsedeceğim. İzlediğim dizi, film ve belgesel gibi şeyleri burada paylaşıp onlar hakkında kısa özetler yazıp en sonunda da kendi yorumumu ekleyip izleyip izlememek konusunda aklınızda güzel fikirler oluşturacak yazılar olacağına inanıyorum.

Daha fazla da söze gerek olmadan buyrun efendim ilk film yorumumuzu okumaya sizleri davet ediyorum…

Fahrenheit 451

Merhabalar! #EVDEOKU bölümümüze hepiniz hoş geldiniz…(şak şak şak). Yapmasam olmazdı neyse uzun zaman bir daha yapmam. Evet okuma bölümümüzün giriş yazısından sonra ilk yazımız ile başlayalım.

Bu gün size dün  saatte okuyup bitirdiğim, okurken kendimce notlar aldığım #EVDEOKU serisinin ilk kitabı olan Fahrenheit ‘den bahsedeceğim. Alt başlıklar olarak sizi okurken yormadan ve aradığınızı anında bulabileceğiniz şekilde yazacağım.

Neden bu kitabı seçtim?

Bu soruya direkt olarak şunu diyorum. Kitap sipariş ediyordum internetten David EAGLEMAN adlı yazarın toplam çıkartmış olduğu dört kitabı da sepetime ekledim ve alışverişi tamamla butonuna doğru tıklatmak üzere yola çıktım.

Arkadaşım var bir tane. Benimle aynı sınıfta. Kitap okumayı da çok sever. Ona dedim var mı tavsiye edebileceğin bir kitap diye ve direkt olarak bu kitabı söyledi. Daha önceden de Ankara’da Kızılay metro istasyonundaki kitapçıda görmüştüm sanırım. Orada olmasa da kitapçıların olduğu bir sokak vardı orada görmüştüm ve ilgimi çekmişti. Kızılay’daki kitapçıyı ve o kitapçılar sokağının fotoğraflarını bulursam ekleyeceğim. Bu sebeplerden dolayı bu kitabı almayı seçtim.

Yani öncelikle görüp aklıma takılması daha sonra da arkadaşımın tavsiye etmesi diyebilirim.

                        Metrodaki Kitapçı

                   Bu da bahsettiğim cadde

Kitabın genel konusu ne ile ilgili?

Bu paragrafın çok önemli olacağını düşündüğüm için bu paragrafı ana başlık olarak yapmaya karar verdim.

Şimdi güzel kitabımız bize ilk önce gelecekten bahsediyor. Ana ve genel konusu distopya. Distopyanın ne olduğunu araştırmanızı tavsiye ederim. Zaten ben konusundan da bahsedince bütün hatları ile ortaya çıkacaktır. Kitap ile ilgili kendimin çekmiş olduğu fotoğrafları da ekleyeceğim.

Okuduktan sonra yorumlarım ile

Okumadan önce temiz kağıdım ile

Kitabımız genel hatları ile gelecekte televizyonun hayatımızda nasıl merkezi bir konuma yerleşip bunun ile beraber kitap gibi kaynakları hayatımızdan uzaklaştırdığını konu alıyor diyebilirim. Gelişen yani bana göre kitaptan yorumladığım kadarı ile yanlış gelişen teknolojinin kaçınılmaz sonuçlarından bahsediyor.

Gelişen teknoloji ile birlikte yanmaz evler yani yangına dayanıklı evlerin icat edildiği kitapta itfaiyenin de artık eskisi kadar etkisi kalmamış ve artık itfaiyecilerin yapması gereken yeni işler olduğuna karar verilmiştir. Bu işler ne mi? Kitap yakmak ☹. Üzücü evet. Gerçekten de kitabın konusu bu.

Dediğim gibi artık itfaiyecilerin yeni işi kitapları yok edip insanları tamamen televizyon gibi aygıtlara bağlayıp tek bir düşünce yapısını benimsetip böylelikle insanları mutlu edeceğine inanmak. Ne kadar saçma değil mi? Kitapta sürekli olarak insanların sorgulamaması gerektiğine sıklıkla değiniliyor.

Çok fazla uzatıp bütün merakınızı gidermenizi elbette ki sağlamayacağım. Çok merak ederseniz alır okursunuz kardeşim😊.

Yazarımız ve ana karakterimiz üzerinden biraz bahsedip kendi yorumlarıma geçeceğim. Bu gelişen kötü ve bozuk dünya düzeninde bizim itfaiye erimiz de eşlik ediyor. Daha sonra ise yanda oturan komşusu sayesinde gözleri açılıyor ve kitapları neden yaktıklarına anlam veremez olup sorguluyor. Başta da dediğim gibi. O zamanın şartlarında insanların en son isteyeceği şey sorgulamayan beyinler. Erimiz adı da Montag bundan sonra bu isimle anlatacağım. Montag’i yan komşusu ile karşılaşmasından itibaren etkileyen bir dizi olay çerçevesinde gelişiyor olaylar. En son olarak en derinden etkileyen ise bir kadının kitapları ile birlikte evini kendisi yakması oluyor.

Kitaplara ilgisi artan Montag kitap okumak ve anlamak istiyor. Eşinden destek istiyor ve artık eşine işe gitmek istemediğini söylüyor.  Eşinin ise derdi evindeki televizyon ve sürat yapan arabası gibi şeyler.

Günün birinde Montag evinde sakladığı yerden yakmak için başka insanların evinden getirdiği kitapları çıkartıyor ve olaylar burada başlıyor. Daha fazla detay tabii ki veremeyeceğim. Son olarak nasıl bittiğinden bahsedeceğim.

Montag ona karşı çıkan eşinin kendi evini ihbar edip, itfaiye şefinin Montag’ın kendi evini yaktırmasından sonra şefinden, arkadaşlarından ve kitapta adı geçen Semender adlı itfaiye aracından intikamını alıp o zaman kitaplarla ilgili diğer bir dostu olan Faber’in yanına kaçıyor. Kaçarken tabii ki aranan ve bulunduğu yerde öldürülmek istenen bir kaçak oluyor.

Son olarak ise Faber ile buluşup ondan eşyalarını isteyip parasını verip Faber’in tavsiyesi üzerine yeni dünya düzenine karşıt arkadaşları ile buluşmaya gidiyor. Yeni dünya düzeni karşıtı ile arkadaşlarının yanına giderken yolda geçirdiği bir dizi macera da cabası.

Arkadaşları ile buluştuktan sonra dünya savaşı çıkıyor ve yeni dünya düzenini kurmak için bu davaya inanan Montag ve arkadaşları tekrardan güzel bir dünya kurmanın hayali ile planlar yapıyorlar.

He bu arada acaba Fahrenheit 451 ne demek? 😊 Hadi bulun bakalım…

Kitap hakkındaki yorumlarım neler?

Bunu yazmadan önce hemen şundan bahsetmek istiyorum. Artık kitap yazarken eskisi gibi üzerine not almamaya ve altlarını çizmemeye karar verdim. kitabımı bir daha okuyacağım zaman hiç açılmamış gibi olduğunu düşünüp tekrar aynı istek ile okumak için. Bu sebepten dolayı bundan sonra kitap okurken yanımda da tertemiz bir a4 kağıdı bulundurmaya karar verdim. Bu yazdığım kağıdı da atacağım.

Efsane yazım ile yorumum 🙂

Kitap bu tarzda gelecekte neler olabileceğini hayal etmek isteyen insanlar için kaçırılmaması gereken bir cevher olduğunu düşünüyorum. Kitapları çok seven insanlar da bu kitabı gönül rahatlığı ile alıp belki benim gibi tek oturuşta değil de iki üç günde bitirebilir diye düşünüyorum.

İnsanın ufkunu açıp, teknolojinin gelecekte hayatımızda nerelerde olabileceğini güzel anlattığını düşünüyorum. Kitabı okuyan insanın gelecekte bunların olabilme ihtimalini düşünüp, kitap ve bu gibi şeylere daha çok değer vereceğine inanıyorum. Televizyon odası. Çok saçma.

 

Dostlarım! İlk yorumlamam ve tanıtmamı yapmış bulunmaktayım. Tecrübesiz olduğumu ve bu işleri ilk kez yaptığımı düşünerek yazımın nasıl olduğuna karar vereceğinize inanıyorum. Bundan sonra da yazıların devamı geleceğini belirtiyorum. Hem ben hem de yazmak isteyen arkadaşlarım ile beraber eğer yazmak isterlerse buraları boş bırakmayacağımızı belirtiyorum. Beni takip ettiğiniz için sizlere teşekkür ediyor ve sizi Allah’a emanet ediyorum…

Nasıl Yani #EVDEOKU?

Selamun Aleykümm. Ben geldim. Hemen hiç oyalanmadan bir sürü yazı yazacağım çok işim var daha. Ondan burayı kısa kesiyorum. Yeni kategorim olan #EVDEKAL’ın alt kategorisi olan #EVDEOKU’dan buralara kadar geldiğiniz için hepinize bolca teşekkürlerimi sunarak sizi oyalamadan ve kızdırmadan kısa bir şekilde burada neler olacağından bahsedeceğim..

Bildiğiniz üzere ülkemizde vaka sayıları artarak devam ediyor. Doğal olarak biz de evde kalmaya devam ediyoruz. Karantinada Ne Yapacağız adlı yazımın dördüncü maddesinde bahsettiğim gibi ilk etapta beş adet kitap sipariş etmiştim. Bu kitapları okuyup bitirip özet ve yorumlarını hatta nelerden bahsettiğini de buraya not edip sonra yeni kitaplar alacağım.

Burayı açmamdaki asıl amaç evde durduğumuz süre boyunca benim okuduğum ve daha sonra eğer arkadaşlarım kabul ederse onların okuduğu kitapları burada özet yorum ve nelerden bahsettiği hakkında çok uzun olmayan yazılar şeklinde paylaşıp bu kitaplar içerik üretmeye karar verdim.

  Burayı okuyup nelerden bahsedeceğimizi öğrendiğimize göre hemen #EVDEOKU kervanına katılıp kitap okuyalım ve bunları da kendimizce yorumlayalımm…

#EVDEOKU

Ulaşın Bana Buradayım!

Şimdi öncelikle bana neden ulaşmak istediğiniz hakkında bir fikrim yok. En azından şu anlık yani 🙂 He ileride projelerimi paylaşınca belki iletişim kurmak isteyebilirsiniz. Ondan buraya yazayım da bakarsınız görüşürüz…

📪 mail: sahan@omerfaruksahan.net ve sahan.faruk.omer@outlook.com

💌 instagram: frk.sahan

Nostaljik Bir TRT Dizisi…

Merhabalar! Karantinada neler yapacağımdan bahsettiğim #EVDEKAL adlı kategoriyi doldurmaya devam ediyorum. Bugün başlıkta da görmüş olduğunuz gibi geçen hafta içerisinde bitirdiğim TRT’nin nostaljik bir dizisi olan ve şu an TRT’nin “Nostalji Kuşağı” adı ile cumartesi günleri yayımladığı “Yedi Numara” dizisinden bahsedeceğim. Hadi bakalım neler yazacağız 😊

Dizide genel olarak nelerden bahsediliyor?

Dizi toplam 92 bölüm ve de 3 sezondan oluşuyor. Dizinin genel konusundan biraz bahsedeyim hemen. İlk bölümlerde üniversiteyi yeni kazanan 2 taşralı erkek ve onların akrabası olan 1 kişi ile beraber 3’ü taşradan İstanbul’a geliyorlar. İstanbul’da geldikleri yer ise babalarının kardeşi olan dizideki ismi Vahit Emmi olan amcalarının yanına geliyorlar. Eğer izlerseniz görürsünüz ki dizi ilk bölümden itibaren bile bizi tebessüm ettirip yeri geldiği zaman kahkahalara boğuyor.

                                                   Şaşırmalı Bir Sahne

Diğer yanda ise üniversitelerinin hazırlık bölümünü okumuş 4 şehirli kız bizleri bekliyor. Geçen yıl yani hazırlık sınıfı okurken yurtta kalan bu kızlar bu dönemde artık yurtta kalmak istemeyip ev arayışlarına çıkmışlardır. Olaylar da zaten tam olarak buradan sonra başlıyor.

                                                                Dizinin İlk Bölümünden Bir Kare

Dizinin adı neden 7 Numara?

Başta bahsettiğim gibi taşradan gelen erkekler ve şehirden gelen kızların buluşma noktasının kesiştiği yerin yani o apartmanın adından geliyor. Kafalar karıştı sanırım. Hemen açıklayayım. Ev Vahit ve Zeliha isimli bir çifte ait. Yani tam olarak öyle değil. Vahit’in akrabaları ile ortak. Vahit’in ilk işi bakkalcılık. Evlerine de biraz yakın bir yerde 7 numara adında akrabaları ile ortak bir apartmanları var.

Özetleyecek olursak 7 Numara adlı dizinin adı Vahit ve akrabalarının ortak apartmanı olan apartmanın numarası. Fotoğrafını aşağıya ekleyince daha kolay anlaşılacaktır.

                                                                7 Numara Dizisinin İlk Çekildiği Yer

 

Şu an çok harabe ne yazık ki ☹. Bu apartmandan sonra devamı da başka bir apartmanda çekilmeye devam etti. Ne tesadüf ki o apartmanın da numarası 7 😊.

Dizinin genel konusu ne? Bize neler veriyor?

Size şunu söyleyebilirim ki dizi asla boş beleş bir dizi değil. 92 bölümün en az 85 bölümünde bize bir ders veriyor. Yeri geliyor hüzünlü yeri geliyor gülmekten öleceğimiz güzel anlar yaşatıyor. Şimdiki diziler gibi kavga, taciz ve tecavüz gibi uçuk konuları barındırmıyor ve aile ile izlenebilecek bir dizi olmasına olanak sağlıyor.  İzlerken ön yargıdan uzak kalmamız hakkında çok fazla ders veriyor. Özellikle şehirli kızların taşralı erkeklere karşı ön yargılarının nasıl kırıldığını bize çok güzel bir şekilde gösterip güzel bir ders veriyor.

             En sağdaki kırmızı kazaklı da Meryem. Koluna girdiği çocuk Recep’in sözlüsü.

Meryem’den de yazımda hiç bahsetmedim. Bilerek söz etmedim. Siz görün hem nasıl bir karakter olduğunu diye. Gerçekten de mükemmel bir oyuncu. Heh şunu söyleyebilirim size. Meryem ile Recep gerçek hayatta da evlilermiş…

Dizinin akışı nasıl?

Dizi şimdiki diziler gibi uzun, bunaltıcı ve sıkıcı değil. Bölümleri ortalama olarak 50 – 55 dakika arasında değişiyor ve gerçekten izlerken sıkmıyor.

Dizide her zaman sabit oyuncu kadrosu yani ilk bölümden son bölüme kadar değişmeyen tam 8 kişi var. Bunlar şehirli kızlar olan Ayten, Cansu, Armağan ve Rüya. Taşralı erkekler olan Recep ve Haydar. Son olarak ev sahipleri olan Vahit ve Zeliha. Hepsinin fotoğraflarını aşağıya ekleyeceğim.

Değişmeyen Ana Kadro

Sabit olan bu kadro üzerine daha sonra yani ilk bölümlerde Recep ve Haydar’ın kuzeni (yani biz kuzen diyoruz da onlar amca oğlu diyorlar. Bence de daha samimi.) Satılmış katılıyor. İlk bölümde taşradan şehre üçü geliyorlar.

Soldan- Satılmış Recep Haydar Haydar’ın                 Kucağındakiler Pascal ve Ferit

Şehirli kızların kadrosu her zaman sabit. Hiç değişmiyor. Daha sonra erkek kadrosuna Recep’in abisi olan Sabit oyunculuk hayali ile taşradan İstanbul’a ve 7 numaraya geliyor. Bu arada bütün bu olaylar 7 numara adlı apartmanda geçiyor.

Oyunculuk hayali ile gelen Recep’in abisi                Sabit yani Taruk Arkun

Yine ilk bölümlerde Asiye adlı bir karakter (hiçbir türlü kimse ile akrabalık bağı bulunmuyor.) Satılmış’ın evlenme bahanesi ile kandırdığı ekleniyor. Daha sonra da Zeliha’nın yeğeni olan Berat ekleniyor.

                                                    Asiye ve Berat

Berat’a ilk başlarda herkes çok sinir olacak. Sabredin, sonunda güzel şeyler bizleri bekliyor.

Dizi ile ilgili yorumlarım neler?

Dizinin en başında matematik dehası olan Haydar’ın iki tane kümes hayvanı var. İşin garibi evciller. Birinin ismi Pascal diğerinin adı ise Ferit. Bu iki hayvanı unutmayın. İnsan arkadaşı için nelerden vazgeçiyor güzel bir ders veriyor.

Başta da dediğim gibi dizide kötü yöne sarf eden şey sayısı çok az. Bu sebepten dolayı gönül rahatlığı ile aile içerisinde izlenebileceğine inanıyorum. Herhangi bir küfür tarzında bir şey yok. Sadece bir iki yerinde azcık içki içme sahneleri var. Bunun dışında kötü örnek olacak bir şey yok.

Dizinin oyuncu kadrosu gibi şeyleri eklemiyorum. Sadece aşağıya diziyi izleyebileceğiniz YouTube linkini bırakacağım. Artık izleyip izlememek size kalmış… İzlemek isterseniz tıklayın yeterrr…

Yorumlama işlerine yeni başladığım için çok saçmalamış ve hatam olmuş olabilir. Eğer ki böyle bir şey var ise özür diliyorum. Zamanla yorumladıkça, yorumlama işini daha güzel yapacağıma inanıyorum. Umarım güzel anlatabilmişimdir. Size her şeyi anlatmadım. Meraklandıracak kadar bilgi verdiğimi düşünüyorum.

Evet dostlarım karantinada yazmaya ve anlatmaya devam edeceğim. Hepinize teşekkür ediyorum ve sizleri Allah’a emanet ediyorum. Sağlıcakla kalın ve de herkesin dediği gibi #EVDEKAL’ın!!!

Karantinada Ne Yapacağız?

Merhabalar! Profesyonel bir tarzda yazı kurallarına dikkat ederek paragraf biçimlerini göz önünde bulundurarak yazmaya başlamış olduğum güzel bloğuma hoş geldiniz! Şak şak şak şak(alkışlar)…

Baya uzun zaman oldu siteme adım atmayalı. Nasip bu güneymiş diyelim. Sitemde biraz düzenlemeler yaptım ve #EVDEKAL isimli bir kategori açtım. Şimdi efendim bu kategoride neler olacağına hep beraber bakıyoruz ve hemen sonrasında ise yazılarımızı yazmaya başlıyoruz.

Bildiğiniz üzere bütün dünya Çin’de ortaya çıkıp bütün dünyayı saran bu virüs ile mücadele ediyor. Dünyada da etkileri çok büyük olan hatta o kadar büyük ki bazı ülkelerde yeniden kısa süreli hastane yapımına sebep olan Dünya Sağlık Örgütü’nün de dediği gibi “Pandemi” etkisi yaratmış bu ciddi hastalık sebebiyle evlerimizdeyiz. Şimdi size herkes gibi COVİD-19’dan bahsetmeyeceğim. Çünkü çok fazla yazılar yazıldığına inanıyorum. Ondan ben kendi yapacaklarımdan bahsedeceğim.

  Pekala biz evde kaldığımız süreler içerisinde neler yapacağız? Yani en azından ben neler yapacağımı anlatacağım. Size de fikir sağlayacağını düşünüyorum. Bunları maddeler halinde sıralayacağım.

Nedir bu karantina ya gerekli mi?

Şimdi kendi yorumlarımı katarak bu konular hakkında ufak tefek konuşmakta fayda olacağını düşünüyorum. Şimdi sevgili dostlarım, arkadaşlarım ve belki iş verenim. Ülkemizde de artarak giden vaka sayıları neticesinde ciddi anlamda kendimizi izole edip, insanların içine karışmayıp bu zamanın geçmesini biliyorum zor ve imkansız değil sabır ile beklememiz gerekiyor.

Kendi fikrimi sunacak olursam bu karantinanın gerçekten de çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Örneğini ne yazık ki kötü olarak gördüğümüz İtalya bu konuda gevşek davranmasının sonucunu hala artan ölüm ve vaka sayıları ile bize göstermiş oluyor. Bu sebepten dolayı karantinanın gerçekten ciddi olarak uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Ben de gerçekten gezen birisi olmama rağmen evimde kendi kendime takılıp yeni uğraşlar bulmaya çalışıyorum.

Diğer bir yönden de dünyada ilk virüs vakası ilan edildikten sonra okullarını en erken kapatmış olmanın bize kazandırdığı çok büyük avantajlar olduğuna inanıyorum. Uzaktan eğitim ile okula gidemediğimiz zamanlar evden sınavlarımız ve ödevlerimiz oluyor. Bu konu hakkında da sitemde elbette ki yazı yazacağım.

Karantinada neler yapabiliriz ve yapacağım?

Üzülerek söylüyorum ki evimizde yapacağımız şeyler sınırlı. Her şeyi yapmamız ne yazık ki mümkün değil. Bunun çok abartılacak bir konu olduğunu düşünmüyorum. Yani illa ben dışarı çıkarım bana bir şey olmaz tarzında havalara girmenin fazlası ile yersiz olduğuna inanıyorum. Efendi gibi evimizde durup şu zamanın geçmesini bekleyelim. Beklerken de boşuna beklemeyip geçirdiğimiz zamanın bir daha asla geri gelmeyeceğini düşünerek hareket edelim.

Şimdi gelin beraber bakalım evde ben neler yapacağım. He şimdi buraya yazdığım maddeler kadar yazmadığım ya da sonra ekleyeceğim maddeler de olabilir ondan dolayı kusuruma bakmayın diyorummm😊

  1. Şu an izleyip bitirmiş olduğum 7 Numara adlı TRT’nin yapmış olduğu eski zaman dizilerinden birisini izledim ve bu dizi hakkında sizi meraklandıracak, bunu yaparken de diziden çok fazla bir şey anlatmadan diziden bahsedeceğim bir yazı yazacağım.

    Yedi Numara Dizisinden Bir Sahne

  2. Evde kaldığımız zamanı verimli hale getirmemiz gerektiğine değinmiştim. Bildiğiniz üzere bir Elektrik – Elektronik mühendisi adayıyım. Nitelikli bir mühendis olmak için ise efor sarf edip rakiplerden sıyrılmak gerektiğinden daha önce bahsetmiştim sanırım. Bahsetmediysem de şimdi bahsetmiş oldum😊. İşin şakası bir yana gerçekten de evde kaldığımız bu günlerde mesleki açıdan gelişimin aşırı derecede mümkün olduğuna inanıyorum. Bu nedenle ben de şu an bazı kursları takip ediyorum. Bitirdikten sonra bu kurslardan da bahsedeceğim.
  3. Gelişimin sadece mesleki olarak değil aynı zamanda kişisel olarak devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Nasıl mı? Mesela bir diksiyon kursu olabilir değil mi? En basitinden bir örnek bu sadece. “Toplum içinde nasıl konuşulur?” tarzı konularda kişisel gelişim için gerçekten de üzerine efor sarf edilecek konular olduğuna inanıyorum.
  4. Şimdiden ben kendime 5 adet kitap sipariş ettim. Yani şimdiden dediğim daha nisan ayına gelmeden. Bu kitapları okuyup hepsini tek tek bu kategoride merak uyandıracak ve az da olsa içerik bilgisi verecek şekilde özetlemeye çalışacağım. Hatta ilk kitabımı 24 saat içerisinde bitirmeyi düşünüyorum. Kendimiz ile yarışalım ki kazanalım değil mi?
  5. İngilizce dili. Gerçekten ne kadar önemli olduğuna hala inanmayan insanlar var. Ben bu insanların sadece deve kuşu gibi kafalarını kuma sokmamalarını tavsiye ediyorum. Dünyada en son bakmış olduğum grafiklerde ki bu maddenin altına ekleyeceğim Çinceden ve İspanyolca dillerinden sonra en çok konuşulan dili, her insanın; kendini geliştirmek isteyen her insanın bilmesi gerektiğine inanıyorum. Ayrıca İngilizce diğer dillere nazaran mesleki anlamda da en çok kaynağı bünyesinde barındıran bir dil.

                            Dünya Dilleri Grafiği

  6. Şimdiye kadar gerçekten bayağı bir film izlediğimi düşünüyorum. Yani kısa zaman içerisinde bakacak olursak en azından öyle. Günde 3 film izlediğim zamanlar vardı ya heyt beee. Neyse şimdi bu karantina zamanlarında da elbette ki film izleyeceğiz. Hem kültür hem de dil gelişimi için zaten çok önemli bir konu. Hatta bir yerde okumuştum şey yazmışlar “Üniversite öğrencilerinin çeşitli film izlemeden ve çeşitli kitapları okumadan mezun edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.” gibi bir yazı vardı. Bu konu ciddi anlamda benim de katıldığım bir konu. Bu sebepten dolayı karantina günlerinde de evimizde filmlerimizi izleyip yine bu bölümde ben kendi izlediklerimi yorumlayacağım.

    Sinema Yazdım Bu Çıktı 🙂

  7. Belki komik gelebilir. Yani bana göre komik değil şimdi yazacağım. Belki evde örgü örmek tarzı işlere de başlayabilirim. Çünkü evde sıkılınca ya kardeşime yada biricik meleğim anneme sarıyorum. Tansiyon yükseliyor. Önümüz Ramazan ortalık karışmasın. Yeni bir örgü keşfettim. Böyle oyuncak falan yapıyorlar. İlgimi de çekti. Adı da Amigurumi hatta. Güzel şeyler çıkıyor piyasaya bu örgüden. Buna başlamayı bir nebze kafama takmış durumdayım. Başlarsam buraya yaptığım şeyler ile beraber yazacağım.

              Little Harry

 

Her gecenin bir akşamı, her yokuşun bir inişi olduğu gibi bu yazımın da ne yazık ki bir sonu var ve geldi. Siteme yazı yazmayı çok özlemiş olduğum için uzun uzun yazdım. Herhangi bir hatam olmuş ise affola. Yarın sınavım var ne yazık ki. Şimdi sizlere yazımı okuduğunuz için teşekkür ediyor ve sizi Allah’a emanet ediyorum. Kucak dolusu sevgiler…

 

 

Geçen Dönem Neler Oldu ?

Merhaba! Geri geldi buraların sahibi… En son bahsettiğim üzere profesyonelce yazı yazacağım artık. Bu da yazmaya başladığım ilk yazı oluyor. Değerli okurlarım, arkadaşlarım, beni sevenler, sevmeyenler, hocalarım, belki gelecekti iş verenim ve belki deee sen. Bugün size biraz geçen dönemin nasıl geçtiğinden bahsedeceğim. Hadi o zaman ben yazayım ve belki de siz okuyun.

Neden Özellikle Geçen Dönem?

Bu sorunun cevabını vermek benim için çok zor değil. Sadece geçen dönemin benim adıma bir kırılma noktası olduğunu gerçekten belirtebilirim sanırım. Geçen dönem normal dönemde altı ders alma hakkım varken çok akıllı ben iki ders üstten aldım ve toplam sekiz dersim olmuş oldu. Yükü ağır mıydı? Elbette ağırdı. Ben kaldırabildim mi? Tabii ki de HAYIR! Neden ders aldığım konusunda en ufak fikrim yok ve şu an olmuş olsa asla almazdım diye düşünüyorum. Okulu erken bitirmek gibi bir derdim yok hem acelem ne yani? Dört yılda bitiririz yani.

Geçen dönem aldığım sekiz dersin tam olarak beş tanesinden kaldım. Bunu söylüyorum burada kaçıracak bir şey elbette değil. Geçen dönem neredeyse her hafta sonu bir yerlere gidiyorum. Özellikle İstanbul tabii ki. Ha bir de Work And Travel diye bir olay var. Onu da başka bir yazı da anlatacağım. Biraz da Work And Travel işi kafamı dağıtmış olabilir bu kadar dersimin kalması konusunda.

Ben inançlı ve her şeyde bir hayır olduğuna inanan birisiyim. Bu kadar çok fazla dersimin kalmış olmasının da muhakkak bir hayra neden olacağına inanıyorum. Sonuçta her şeyde bir hayır vardır. Gerçekten ve gerçekten benim tam olarak bir kırılma noktam olabileceğini bu denli düşünmüyordum. En azından üniversite hayatımda ilk kırılma noktam olmuş oldu. Dile kolay sekiz ders al ve bu derslerden de beş tanesi kalsın. Okuyunca bana mal demezseniz sevinirim. 😊

Geçen Dönem Neler Verdi Peki Bana?

  Geçen dönemden çok fazla ders çıkarttım hem de gerçekten baya fazla. Normalde de asla okul derslerini yapabilen birisi değilimdir. Yapamıyorum yani. Mesela diferansiyel denklemler diye bir ders var biz öğrenciler dif deriz. Bu dersin hocasının sınıfta sormuş olduğu soruların çoğunu doğru bir şekilde dersteyken çözüyorum. Gerçekten yani. Sınava gelince ise yapamıyorum yani. Nedenini ben de bilmiyorum. Hatta bazen diyorum ki: ”Lan sınav ne güzel geçti.” Sonuç tam olarak hüsran oluyor. Sonra yine ben deli gibi soruları çözebiliyorum ve sonuçlar yine hüsran oluyor. Bir yüzümüz gülmedi be kardeşim. Bunu bölüm başkanımıza da ilettim. O da bana “Olabilir sınavlarda yapamayabilirsin ve çalışmaya aynen devam etmelisin.” demişti.

Mesela bu dönem C dersimiz vardı. Programlama için çok çok önemli bir dil. Sadece dersi geçmek için değil gerçekten öğrenilmesi gereken bir dil. Ben de buna inandığım için Youtube ve çeşitli kaynaklardan Türkçe ve İngilizce olarak ciddi şekilde C diline çalıştım ve kendimi bir noktaya getirdim. (Daha da ilerleteceğim.) Güzel de yol kat ettiğime inanıyordum. Taa ki sınavda kağıt önüme gelince her şey bambaşka oldu. Sen o kadar çalış fonksiyon falan yap. Hoca da gelsin iki tane ezbere bilmen gereken kod sorsun. Neyse eğitim sistemini sahneye davet ediyorum. Daha ne diyeyim? Sakinliğimi koruyarak yazmaya devam ediyorum.

Geçen dönem tabii ki de sürekli olarak kötü şeyler olmadı. Eğlenceli şeyler de oldu. Mesela iki arkadaşım manita oldular. İkisini de seviyorum. Buradan selam veriyorum. Bak bunu dipnot olarak geçeyim. Bunlar bana bu dönem(güz) hediye aldılar. Çok mutlu oldum. Üniversite hayatımda aldığım ilk ve en değerli hediyeydi. Canım kupam. Seni seviyorum. Sizi de çifte kumrular. Şaka maka manita olan arkadaşlarıma bir paragraf ayırmışım. Neyse ki buna değiyorlar.

Geçen dönem bana okul derslerinin hafife alınmaması gerektiğini babam ve annem vasıtası ile de gerçek anlamda öğretmiş oldu. Mühendislik dersleri gerçekten hafife alınmaması gereken derslermiş. Son akşam çalışması ile olacak işler değiller gibi pek ne yazık ki. En azından benim adıma. Şimdiki güz döneminde ise ben de bunu tecrübe etmiş birisi olarak ara ara derslere bakmaya çalışıyorum. He bu arada yeni bir işe girdim Düzce’de onu da başka bir yazıda anlatacağım. Çalışmak candır caaann.

Bu yazıyı okuyan çok değerli insanlar. Geçen dönemin okul ile ilgili olan kısmından epey bahsettik. Bir de verdiğim bazı kararlar var. Bunlardan da belli başlılarını yeni yazılar olarak yazacağım. Şimdilik alt başlık olarak bırakıyorum hem siz sıkılmayın hem de yazım daha uzun olmasın.

Yeni Planlarım.

  • Uyku düzenlemesi ile ilgili yeni ayarlar yaptım.
  • Ne zaman nasıl spor yapacağım ile ilgili ayarlamalar yaptım.
  • Ders çalışma konusunda çalışmalar yaptım (GERÇEKTEN).
  • Gezeceğim yerler ile ilgili ufak karalamalar yaptım ve bu dönem gezmeye fazla vakit ayırmamaya karar verdim. Sonuçta hem artık bir işim var ve biraz da gezmeyi özlemeye ihtiyacım var.
  • Kendimi daha iyi nasıl geliştireceğim konulu araştırmalar yaptım, videolar izledim ve notlar aldım. Şaka maka not almak ciddi bir hastalık. Tavsiye ederim.
  • İnternet sitem nasıl daha aktif olur temalı düşünceler geliştirdim.
  • İngilizceye ciddi anlamda elimdeki kaynakların hepsini bitirinceye kadar eğilme kararı aldım ve belki en önemli kararım olabilir. Şu an bir seviyede olduğumu düşünüyorum. Elimdeki kaynakları da bitirip seviye arttırmaya devam etmeyi planlıyorum. En yakın zamanda da büyük ihtimal ile Work And Travel programından sonra ikinci dile başlamayı planlıyorum.

Aldığım kararlar da kısaca bunlardı çok değerli siz okurlarım. Sizleri sıkmış olabilirim. Sonuçta kendim ile ilgili şeyler. Bunları hem kendime hatıra kalsın 5 10 yıl sonra açıp okuyayım hem de yarın öbür gün bir yerde adım geçer de insanlar merak ederse okunsunlar kim la bu Ömer diye yazıyorum. Hepinizi kucak dolusu selamlıyorum. Allah’a emanet olun dostlarım…

Profesyonelliğe Geçiyoruz!

  Yine uzun zamandır yazı yazmayan bendeniz yazarınız olan Elektrik – Elektronik Mühendisi adayı Ömer Faruk ŞAHAN tam olarak monitörünüzdeki ekranda şu an okuduğunuz yazıları yazıyor. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazımdan sonraki yazılarda bakın özellikle belirtiyorum çünkü bu yazıda da planladığım tarzda şeyler olmayacağı için bu yazımdan sonraki yazıların hepsinde son derece profesyonel bir şekilde yazmaya özen göstereceğim.

  Buraya kadar internet sitemi her ne kadar özenli ve düzenli kullanmaya çalışmış olsam bile bir mühendise yakışmadığını düşünmeye başladım. Sitemin içeriği ve haritası aynı şekilde kalıp değişmeyecek olup yalnızca yazacağım yazılarda, ekleyeceğim fotoğraflarda bence önemli ve sizin için de okurken önemli olacağını düşündüğüm değişiklikler olacak. Bunların hepsini aşağıda sıralayıp, bu zamana kadar olan dönemdeki yazılmış olan yazılara noktayı nazik bir şekilde koyup, yeni hatta yepyeni bir şekilde yazmaya başlayacağım.

  Şimdi gelin hep beraber bu zamandan sonra sitemde olacak olan değişiklikler hakkında biraz sohbet havasında güzel bir yazı yazalım bakalım. Hatta maddeler halinde yazsam okunması açısından daha güzel olacağını düşünüyorum.

1)      Eskiye bakarak bu vakitten sonra yazacak olduğum yazılarda alt başlık vermek ki bu hiç yapmış olduğum bir şey olmadığından dolayı bu konu hakkında çok ama çok dikkat edip yazıların okunmasını ve SEO etkileşimini yükseltmeye çalışıp profesyonelliğe bir adım daha yaklaşmış olacağım.

2)      Kullandığım fotoğrafların boyutu çok yüksek olduğu zaman tarayıcılar bu fotoğrafları açmakta zorlanıp okuyucunun canını sıkabiliyor. Fotoğrafları yüklerken kaliteden ödün vermeyeceğim ve buna da ek olarak fotoğraf boyutunu olabildiğince düşük tutup olabildiğince hızlı açılması konusunda çalışmalarımı sürdüreceğim.

3)      Yazacağım yazılar arasında fazla ara vermeden, sitemin unutulmasını da önlemek amacı ile düzenli periyotlar halinde yazı yazmaya devam edeceğim (Haftada bir, iki haftada bir, stuff like that).

4)      Bu zamana kadar yapmadığım bir hata olmasına rağmen yine de yazma gereği duydum. Konu ile alakası olmayan fotoğraflar asla paylaşmayacağım. Olabildiği kadar konu ile alakası olan fotoğraflar paylaşmaya özen göstereceğim.

5)      Paylaştığım yazıların paragraflarının biraz uzun olduğunun farkındayım bu konuda da düzenlemeye gidip paragrafları sıkmayacak kadar uzun tutup, aralarına da konu ile alakalı olarak düzenli bir şekilde fotoğraf yerleşimi yapacağım.

6)      Bir hatamı daha fark ettim keşke daha önceden önüne geçebilseydim diyorum şu an. Belki neden böyle olduğunu açıkladıktan sonra bana hak verirsiniz. Ben genelde olayların olduğu anı doya doya yaşamayı seven bir insanım. Yaşıyorum ki bütün an aklımda çakılı kalsın diye. Fark ettikten sonra bu konuya da dikkat edip, katıldığım etkinlikler, yapmış olduğum geziler, otostop turlarım ve daha sayamadığım diğer şeylerde elimden geldiğince çok fotoğraf veya video çekip size de göstermeye çalışacağım.

7)      Sadece bloğumda yazı yazarken değil otostop çektiğim zaman gezerken de videolarda bazı hatalarımın olduğunu fark ettim. Mükemmel bir kameraya sahip değilim. Sesten dolayı olan sıkıntıları telefonum ile video çekerek çözebilirim. Bunlara da ek olarak videolarda sadece yolu ve nasıl gidileceğini anlatmayıp aynı zamanda bindiğim araçta da insanlar ile sohbet edip izinleri olursa sizin ile paylaşmaya çalışacağım.

8)      İçeriklerimi daha özgünleştirip zenginleştirmeye ve siteye olan ilginin artmasını sağlamaya çalışacağım. Ne kadar özgün ve zengin içerik o kadar okuyucu kitlesi demek olduğunu düşünüyorum.

9)      Okumuş olduğum kitaplar hakkında da düzenli olarak okuyup bitirdiğim kitapları ve okurken nelere dikkat ettiğim ile ilgili notlarımı da burada paylaşacağım ki okuyacak olanlar o kitabı okumadan önce nasıl sürprizler ile karşılaşacaklarının farkında olsunlar bu da okuyup okumamak konusunda ufak da olsa bir fikir sahibi yapar diye düşünüyorum.

10)   Son madde olarak mesleğim ile çok fazla şeyler paylaşmadığımı düşünüyorum. Bu konu hakkında da özel olarak ilgileneceğim. Şu an üzerinde çalıştığım bir proje var. Neticelendiği zaman detayları ile paylaşacağım.

  Profesyonel olma konusunda aklıma gelen 10 maddeyi güzel bir şekilde açıklamaya çalıştığımı düşünüyorum. Bundan sonra yukarıda yazmış olduğum konulara olabildiğince sadık kalacağım.

  Uzun zamandır yazı yazmamıştım şimdi yazınca baktım ki dolmuşum bana da iyi geldi yazmak. Ara vermemek gerekiyor istikrarlı bir şekilde yazılarımı yazmaya devam edeceğim. Okumuş olduğunuz için teşekkür ediyorum, bloğumu takip etmenizi tavsiye ediyor ve hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

 

  

İTÜ Elektrikli Araçlar Zirvesi

IMG_20200107_232246_269

  Merhabalaaarrr! Mühendislik kategorisini yavaş yavaş çoğaltmaya başlıyoruz bakalım. Üzerinden epey zaman geçti bu zirve üzerinden ve ben daha yeni yazmaya fırsat buldum.

 

  Dediğim gibi üzerinden çok zaman geçti ve ben orada olan fotoğraflarımı ne yazık ki alamadım. Çünkü o günün akşamı telefonumun sıfırlanması gerekti. Çok fazla detay da vermeyeceğim ben burada bunu anlatırken. Kısa ve öz 150 200 kelimelik bir şeyler anlatmaya çalışacağım.

 

  Öncelikle şahsi fikrim olarak bu tür etkinliklerin insanlara bir şeyler katıp katmadığı konusunda çok fazla bir şey belirtmeyeceğim ama güzel bilgi öğrenmek ve sosyalleşmek için gayet güzel diyebilirim. Benim okulumdan arkadaşlar bir klüp ile geldiler ama ben her zaman tek takıldığım gibi yine tek takıldım ve kendim başvurup bastım gittim İstanbul’a tabii ki otostopla. Şimdi biraz kimler nelerden bahsetti kısaca anlatacağım.

 

  İlk önce program başlayınca TEHAD başkanı Berkan Bey güzel konuşmalarını paylaştılar. Bilmediğimiz birçok şey öğrendiğimizi düşünüyorum.  Neler anlattığını tabii ki teker teker yazamayacağım ben. Çünkü benim de her şey sonuna kadar aklımda değil. Bize verilen not defterinde oldukça notum var tabii ki.

  Daha sonra BMW Borusan’dan İsmail Bey gelip konuşmalarını yaptılar. Farklı insanlardan güzel bilgiler öğrenmek insanın hem bakış açısını genişletip hem de yeni şeyler katıyor. Şöyle bahsedecek olursam genel olarak bütün konuşmacılar elektrikli araçlardan bahsettiler ülkemizdeki geleceklerinden falan.

 

  Daha sonra da Otokar firmasından Arda Bey gelip elektrikli toplu taşıma araçları ve Akrep 2 adlı askeri yerli ve milli aracımızdan bahsettiler. Bu gurur hepimizin. Daha sonra benim sormuş olduğum soruya da cevap verdiler. Buradan da teşekkür ederim. Soruma gelecek olursak da “Neden İstanbul’da metrobüs hattında troleybüsler kullanılmıyor?” dedim. Bunun üzerinde Arda Bey’de maliyetinin fazla olması nedeni ile bunun belediyenin üstleneceğini söylemişti. Hak vermiş olsam da uzun zamanda getirisinin fazla olduğunu düşünüyorum. Hem çevre hem de ekonomi açısından. Bundan sonra da öğrenilebilecek programlama dillerinden bahsetti. Güzel bilgileri için kendilerine buradan da teşekkürlerimi iletiyorum.

 

  Sonra Cuma namazı vakti geldi. Yani İTÜ’nün yeni açılmış camiinde Cuma namazını kıldık. Tabii tek ara öğle arasında değildi. İki konuşmacıdan sonra da aralar oldu. Aralar da hem bu nodıl dedikleri makarnadan hem de çay, kahve, kuru pasta gibi ikramlar vardı. Organizasyon gerçekten güzeldi. Herhangi bir aksaklık da olmadı. Her konuşmacıdan sonra da Kahoot çekilişi oldu hediyelerini kapanlar tabii ki aldılar biz de havamızı aldık 😊.  Cuma namazını kıldıktan sonra hemen konuşmalar devam ediyordu ben de Cuma namazını kılıp hemen yemek falan yemeden geri döndüm konuşmacıyı dinlemeye.

 

  Ford grubundan Sercan Bey gelmişler ve tır ve kamyon sınıfı hakkında çok ama çok efsane bir projeyi sunmaya başlamışlar. Gerçekten efsaneydi yani. Tabii ki sorduğumuz soruların cevaplarını da gayet güzel bir şekilde alabildik. Sercan Bey’e teşekkür eder ve projelerindeki çalışmalarının başarılı bir şekilde sonuçlanmasını dört göz ile bekliyorum.

 

  Daha sonra İstanbul Metro şirketinden gelip, çok güzel sunum yaptılar. Kendi mesleğim her ne kadar Elektrik – Elektronik mühendisliği olarak geçse de beni ilgilendirmiyordu konu aslında. Ama yine de pür dikkatle güzel bir şekilde dinledim. İbrahim Bey ve arkadaşı Furkan Bey’e buradan teşekkürlerimi sunarım.

 

  Son olarak Anadolu Isuzu grubundan Birkan Bey çok ama çok faydalı bir sunum yaptılar. Türkiye’de üretilen yerli toplu taşıma araçlarından bahsettiler. Gerçekten bakın samimi söylüyorum ülkemizde bir şeyin üretilmiş olduğunu bilmenin vermiş olduğu gururu bana veren başka bir şey olduğunu düşünmüyorum. Umarım ben de hayallerimi gerçekleştirir ve ülkem adına bir şeyler üretebilirim. Birkan Bey’e de ülkemize katmış olduğu bu güzel değer için teşekkürlerimi sunarım. Aynı zamanda Birkan Bey gelişmekte ve elektrikli araçlarda kullanılması kolay olan programlama dillerinden bahsedip bilmediğimiz konularda yardımcı oldular. Ama unutmayalım ki bizde istek oldukça bilgiye ulaşmak çok ama çok kolay. Hem de böyle bir zamanda.

 

 

  Özet bir yazı olduğunu düşünüyorum sevgili okurlarım. Zaten ne anlatabilirdim ki? Beni asıl üzen konferans salonunda çekilmiş tek bir fotoğrafımın olmaması ve ve veeee bunu yazarken Instagram’da olan fotoğraflarımı buldum. Mutluyummm…. Neyse ki birkaç fotoğrafım var. Ekleyeceğim. Daha sık yazı yazacağım artık. Yazmayı seviyorum. Takipte kalmanızı istiyorum ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…