Geçen Dönem Neler Oldu ?

Merhaba! Geri geldi buraların sahibi… En son bahsettiğim üzere profesyonelce yazı yazacağım artık. Bu da yazmaya başladığım ilk yazı oluyor. Değerli okurlarım, arkadaşlarım, beni sevenler, sevmeyenler, hocalarım, belki gelecekti iş verenim ve belki deee sen. Bugün size biraz geçen dönemin nasıl geçtiğinden bahsedeceğim. Hadi o zaman ben yazayım ve belki de siz okuyun.

Neden Özellikle Geçen Dönem?

Bu sorunun cevabını vermek benim için çok zor değil. Sadece geçen dönemin benim adıma bir kırılma noktası olduğunu gerçekten belirtebilirim sanırım. Geçen dönem normal dönemde altı ders alma hakkım varken çok akıllı ben iki ders üstten aldım ve toplam sekiz dersim olmuş oldu. Yükü ağır mıydı? Elbette ağırdı. Ben kaldırabildim mi? Tabii ki de HAYIR! Neden ders aldığım konusunda en ufak fikrim yok ve şu an olmuş olsa asla almazdım diye düşünüyorum. Okulu erken bitirmek gibi bir derdim yok hem acelem ne yani? Dört yılda bitiririz yani.

Geçen dönem aldığım sekiz dersin tam olarak beş tanesinden kaldım. Bunu söylüyorum burada kaçıracak bir şey elbette değil. Geçen dönem neredeyse her hafta sonu bir yerlere gidiyorum. Özellikle İstanbul tabii ki. Ha bir de Work And Travel diye bir olay var. Onu da başka bir yazı da anlatacağım. Biraz da Work And Travel işi kafamı dağıtmış olabilir bu kadar dersimin kalması konusunda.

Ben inançlı ve her şeyde bir hayır olduğuna inanan birisiyim. Bu kadar çok fazla dersimin kalmış olmasının da muhakkak bir hayra neden olacağına inanıyorum. Sonuçta her şeyde bir hayır vardır. Gerçekten ve gerçekten benim tam olarak bir kırılma noktam olabileceğini bu denli düşünmüyordum. En azından üniversite hayatımda ilk kırılma noktam olmuş oldu. Dile kolay sekiz ders al ve bu derslerden de beş tanesi kalsın. Okuyunca bana mal demezseniz sevinirim. 😊

Geçen Dönem Neler Verdi Peki Bana?

  Geçen dönemden çok fazla ders çıkarttım hem de gerçekten baya fazla. Normalde de asla okul derslerini yapabilen birisi değilimdir. Yapamıyorum yani. Mesela diferansiyel denklemler diye bir ders var biz öğrenciler dif deriz. Bu dersin hocasının sınıfta sormuş olduğu soruların çoğunu doğru bir şekilde dersteyken çözüyorum. Gerçekten yani. Sınava gelince ise yapamıyorum yani. Nedenini ben de bilmiyorum. Hatta bazen diyorum ki: ”Lan sınav ne güzel geçti.” Sonuç tam olarak hüsran oluyor. Sonra yine ben deli gibi soruları çözebiliyorum ve sonuçlar yine hüsran oluyor. Bir yüzümüz gülmedi be kardeşim. Bunu bölüm başkanımıza da ilettim. O da bana “Olabilir sınavlarda yapamayabilirsin ve çalışmaya aynen devam etmelisin.” demişti.

Mesela bu dönem C dersimiz vardı. Programlama için çok çok önemli bir dil. Sadece dersi geçmek için değil gerçekten öğrenilmesi gereken bir dil. Ben de buna inandığım için Youtube ve çeşitli kaynaklardan Türkçe ve İngilizce olarak ciddi şekilde C diline çalıştım ve kendimi bir noktaya getirdim. (Daha da ilerleteceğim.) Güzel de yol kat ettiğime inanıyordum. Taa ki sınavda kağıt önüme gelince her şey bambaşka oldu. Sen o kadar çalış fonksiyon falan yap. Hoca da gelsin iki tane ezbere bilmen gereken kod sorsun. Neyse eğitim sistemini sahneye davet ediyorum. Daha ne diyeyim? Sakinliğimi koruyarak yazmaya devam ediyorum.

Geçen dönem tabii ki de sürekli olarak kötü şeyler olmadı. Eğlenceli şeyler de oldu. Mesela iki arkadaşım manita oldular. İkisini de seviyorum. Buradan selam veriyorum. Bak bunu dipnot olarak geçeyim. Bunlar bana bu dönem(güz) hediye aldılar. Çok mutlu oldum. Üniversite hayatımda aldığım ilk ve en değerli hediyeydi. Canım kupam. Seni seviyorum. Sizi de çifte kumrular. Şaka maka manita olan arkadaşlarıma bir paragraf ayırmışım. Neyse ki buna değiyorlar.

Geçen dönem bana okul derslerinin hafife alınmaması gerektiğini babam ve annem vasıtası ile de gerçek anlamda öğretmiş oldu. Mühendislik dersleri gerçekten hafife alınmaması gereken derslermiş. Son akşam çalışması ile olacak işler değiller gibi pek ne yazık ki. En azından benim adıma. Şimdiki güz döneminde ise ben de bunu tecrübe etmiş birisi olarak ara ara derslere bakmaya çalışıyorum. He bu arada yeni bir işe girdim Düzce’de onu da başka bir yazıda anlatacağım. Çalışmak candır caaann.

Bu yazıyı okuyan çok değerli insanlar. Geçen dönemin okul ile ilgili olan kısmından epey bahsettik. Bir de verdiğim bazı kararlar var. Bunlardan da belli başlılarını yeni yazılar olarak yazacağım. Şimdilik alt başlık olarak bırakıyorum hem siz sıkılmayın hem de yazım daha uzun olmasın.

Yeni Planlarım.

  • Uyku düzenlemesi ile ilgili yeni ayarlar yaptım.
  • Ne zaman nasıl spor yapacağım ile ilgili ayarlamalar yaptım.
  • Ders çalışma konusunda çalışmalar yaptım (GERÇEKTEN).
  • Gezeceğim yerler ile ilgili ufak karalamalar yaptım ve bu dönem gezmeye fazla vakit ayırmamaya karar verdim. Sonuçta hem artık bir işim var ve biraz da gezmeyi özlemeye ihtiyacım var.
  • Kendimi daha iyi nasıl geliştireceğim konulu araştırmalar yaptım, videolar izledim ve notlar aldım. Şaka maka not almak ciddi bir hastalık. Tavsiye ederim.
  • İnternet sitem nasıl daha aktif olur temalı düşünceler geliştirdim.
  • İngilizceye ciddi anlamda elimdeki kaynakların hepsini bitirinceye kadar eğilme kararı aldım ve belki en önemli kararım olabilir. Şu an bir seviyede olduğumu düşünüyorum. Elimdeki kaynakları da bitirip seviye arttırmaya devam etmeyi planlıyorum. En yakın zamanda da büyük ihtimal ile Work And Travel programından sonra ikinci dile başlamayı planlıyorum.

Aldığım kararlar da kısaca bunlardı çok değerli siz okurlarım. Sizleri sıkmış olabilirim. Sonuçta kendim ile ilgili şeyler. Bunları hem kendime hatıra kalsın 5 10 yıl sonra açıp okuyayım hem de yarın öbür gün bir yerde adım geçer de insanlar merak ederse okunsunlar kim la bu Ömer diye yazıyorum. Hepinizi kucak dolusu selamlıyorum. Allah’a emanet olun dostlarım…

Sıkıntıdan Yazdım!

  Merhabalar. Canım aşırı derecede sıkıldı. Ben de öylesine bir şeyler yazmak istedim. Gerçekten ama gerçekten aşırı derecede sıkılmış durumdayım şu an.

  Vize haftası bitti. Attım kendimi son vize bittiği gibi yola. Otostopu koydum bastım geldim İstanbul’a. Bir gece teyzemde vakit geçirdim eniştemle sohbet muhabbet falan güzel zaman geçirdim. Ama şu an aşırı derece sıkılmış bir durumdayım.

  Siteme de uzun zamandır yazı yazmadığımın farkındayım. Yoğun olarak bazı çalışmalarım var. Hem vize haftasından önce de biraz yordum kendimi. Vizeler bitti sağ salim ama. Güzel gelişmeler oluyor. Zamanı geldiğinde hepsini buradan açıklayacağım.

  Geceyi teyzemlerde geçirdim ve oradan sonra da sabah erkenden kalkıp namazı kılıp Güneş doğmadan yola çıktım. İki vasıta ile Marmaray Yenikapı İstasyonu’na geldim. Bilen biliyordur bu yıl mart ayı içinde Gebze – Halkalı banliyö tren hattı açıldı. Sık sık da kullanırım bu hattı. Azıcık konudan sapmakta bir sorun olmaz herhalde😊

 Mesela en son gelişimde izlediğim rotadan bahsedeyim hemen. Okuldan merkeze bir otostop, merkeze geldikten sonra yani tam merkez değil de Ankara – İstanbul yolu ayrımında dolmuşa bindim ve otogara geçtim. Otostopu çektim ve gişelerin oraya geçtim. Gişenin altına doğru yürürken çantamdan kakaolu sütümü çıkarttım içerken yağmurun başladığını fark etmem ile koşar adımlarla gişenin altına doğru giderken arkamdan yanaşan Hatay plaka arabaya atladım ve atladıktan sonra dehşet bir yağmur başladı. Niyet iyi olursa her zaman Allah yardım eder unutmayalım. Arabada sohbet muhabbet neden yapıyorsun bu işi falan filan derken Hendek gişelerinden çıkış yaptılar. Tam da o sırada yağmur kesildi. Allah kalbimi mi dinliyor ne? 😊 Hendek gişelerinde beklerken havanın iyice kararmakta olduğunu gördüm tam o sırada yağmur da başlarken pat diye konteynır yüklü bir tırı zor da olsa durdurdum. Konuştuk ettik nereye abi falan filan binince klasik muhabbettir Kocaeli Körfez’e gidecekmiş. Yol üzerinde bir dinlenme tesisinde salla beni abim dedim eyvallah kardeşim baş üstüne dedi ve Körfez gişelerinden önceki dinlenme tesisi olan Tem76’da indim. Geçtim hemen akşam namazını kıldım elimi yüzümü yıkadım falan filan geçtim tesisin çıkışına ve başladım otostop çekmeye. Bir tane abi gel Sultanbeyli’ye gidelim dedi az daha bekleyim eyvallah abim dedim. Nasibime hemen geldi Volkan abi aldı beni minibüsüyle ve Gebze de Marmaray’a bıraktı. Nereden Marmaray hikayesine geldik vay be. 😊 Atladım Volkan abinin arabadan kartımı da vererek tabii ki belki de şimdi okuyordur.

 Neyse Marmaray’la teyzeme geçtim falan filan detaylı bir yazıda bu tren olaylarından bahsederim belki…

  Yukarıda namazı kılıp yola çıktım ve iki vasıta ile Marmaray’a geldiğimi yazdım. Trene atlayıp Halkalı merkez istasyona kadar devam ettim güzel güzel sürprizler peşimi bırakmıyordu.

  Geldim bileti alacağım cebimde 15tl para var. Bilet en son 13.5tl’ydi. Bu arada ufak bir not bırakıyorum buraya: Parası pulu olmayan birisi değilim. Ama otostop çekerken ve İstanbul içinde takılırken falan fazla para taşımayı sevmiyorum. Genelde para taşımayı sevmiyorum o da ayrı mesele. Keşke her yerde kart ile ödeme olsa.

  Cepte para yok tren kalkmasına 40 dakika falan var. Atm arıyorum yok. 5 dakika falan yürüme mesafesinde varmış. Oraya gitmeden önce de bir tane kadının çat pat İngilizce ile turistin nasıl havaalanına gideceğini anlatıyordu. Ama yanlış anlatıyordu. Ben de atm ararken koştur koştur kestim turistin gözünü hafiften ve o beklenen sözcükler turistten döküldü: Excuse me? Gel dedim gel geeeeelllll.

 Adam sordu havaalanına nasıl giderim diye ben de hemen telefondan Havaist seferlerine baktım ve Halkalı’da olduğunu gördüm. Anlatırken hemen oradaki simitçi abiye sordum o da şu İETT’nin arkasına yanaşır birazdan dedi. Gel zaman git zaman ben para işini hala çözemedim. Sonra İranlı turistimizin İstanbulkart’ında parası olmadığını anladım. Buradaki adımlar biz Türkler olarak soyguncu damgası yemememiz için önemli. Dikkatle okuyalım. Önce para yükleme makinesine kartı koydum ve 10 tl yazdığını gördük ikimizde. Sonra telefondan yükleyeceğimi söyledim. Tamam dedi. Yükledim ve sonra makineye yine okuttuk ve yüklenmiş olduğunu o da tasdikledi. Sonra onu otobüse doğru uğurladım ve otobüs fiyatını bildiğim halde kontrol amacıyla sordum ve turiste söyledim. Kartımı verdim tokalaştık ve uzaklaştım. Doğru bilet almayaaaa…

  Aldım bileti macera peşimi bırakır mı? Adım Ömer benim ya adım. Macera çeker gibi bir şeyim. Hayal kuruyorum ben de trene atlar güzelce film izlerim laptobumda diyordum. Çok akıllı olduğum için ilk vagondan bindim. Ve prizlerin olduğu vagona kadar ilerlerken dikkatleri üzerimde toplayarak hızlı adımlarla ilerliyordum. Sonunda bulabildim. Oturdum son vagona kurdum düzenimi prizi kontrol ettim ve elektrik olduğunu gördüm. Çünkü bazen olmuyordu.  

 Güzelce filmimi açtım Tarantino’nun filmini. Adı da Zincirsiz. Mükemmel film ya. Ama sıkıntılar bitmiyordu yazı da çok uzuyordu. Bu nokta trip noktası. Kendime trip.

  10 15 dakikada bir elektrikler gidiyordu. Ama tren yolculuğu uzun sürdüğü için birkaç defa bilgisayarım kapanıp açıldı ve sonunda filmi bitirebildim. Lüleburgaz’a geldim ve ablama mesaj attım gel beni al diye ama aldı mı HAYIR. Buradan annem ve ablama trip atıyorum. Anama araba aldık kadın beni almıyor. Ya altında araba var bas marşa gel. Ben de çektim otostopu eve geldim. Kahvaltımı yaptım ve takıldım falan.

  Dostlarım! Sıkıldığım için başınızı şişirmiş olabilirim. Yani yazasım geldikçe yazdım ben de. Hepinizi çok seviyorum. Artık hep yazacağım fırsat falan buldukça. Hepinize tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Takipte kalmanızı rica eder ve sizin hepinizi Allah’a emanet ederimmm…

 

KYK Yurtları İnternet Sorunu(16GB)!!!

  Merhaba! Bu seferkini biraz sinirli bir merhaba olarak düşünün. Yeni eğitim yılımız başladı. Hayırlısı olsun inşaAllah. Uzun zamandır yazı yazmıyordum. Biraz tatile aldım kendimi işte. Artık okul başladı ve ben de düzenli olarak yazı yazmaya devam edeceğim. Kendi yurt hayatımdan bahsedeceğim yazılar da yazmaya karar verdim. Sonuçta kendi sitem :D.

  Hazır mevzu gelmişken bir konudan da ufak bir bahsedeyim. Geçen düşündüm iyi ki dedim site açmışım ya. 5 10 yıl sonra dönüp ne yaptığıma bakacağım sonuçta. Güzel olacağını düşünüyorum. Herkese tavsiye ederim aslında yazı yazmak güzel aktivite.

  Bugün size KYK yurtlarının hepsinde bu sene uygulamaya konan kotalı ama sözde hızının sınırsız olduğu iddia edilen internetten ve odamdaki bilgisayarı kullandığım ortamdan falan bahsedip birkaç fotoğraf ekleyeceğim.

  Geçen sene üniversiteyi kazanmam ile birlikte yurt hayatında yaşama işi de benim için başlamış oldu. Aslında her şey güzel ama insanlar bazı şeyleri zorlaştırmasa süper olacak. Hadi gelin bakalım neler varmış neler yokmuş konuşalım, dertleşelim. Hem geçen seneden hem de bu yıldan elimden geldiği kadar detay vererek bahsedeceğim.

  Geçen sene internet ciddi anlamda güzeldi. Sadece belli başlı saatler vardı. Mesela sabah namazı saatleri internet mükemmel derecede hızlı olurdu ki saniye de 10mb kadar indirme hızlarını görüyorduk. Kendimden örnek vereyim hemen. Sadece bir gecede Jason Statham’a ait bütün filmlerin hepsini gece yatmadan bilgisayara bağlamıştım ve yaklaşık 80gb kadar bir boyutu vardı. Sabah namazına kalkınca %90’ı inmişti. Bunu internetin hızını siz anlayın diye örnek verdim. İnternetimiz bu derece hızlıyken nerelere geldik onlardan da bahsedeceğim.

  Bu sene daha okul başlamadan önce bir söylentiler gelmiş haberlere falan. KYK yurtlarına zam yapıldı. Yemek hakkımız var ona da zam gelmiş ve bizi asıl ilgilendiren internete kota olayının gelmiş olmasıydı. Bu olayı haberlerde görünce pek ciddiye almamıştık lakin yanılmışız. Yurda gelince işin aslını öğrendik.

  Yurtta WİFİ ağına bağlandığın zaman karşına bir sayfa çıkıyor onu da ekleyeceğim hemen aşağıya. Oraya kimlik numaranı ve şifreni yazıp giriş yapıyorsun. Her şet çok güzel. Aşağıya fotoğrafı ekleyeceğim zaten. Bakınca siz de geçen sene ile bu sene arasındaki farkı görürsünüz. Hafız Hasan Şen yurdu yazan kısım geçen seneki kısım işte onu da söyleyeyim.

  Daha bahsedilecek o kadar çok şey var ama yazsak sesimizi kim duyacak onu da bilmiyorum. Ama ben yazmaya devam edeceğim. Ya Allah aşkınıza 16gb internet kime yeter nasıl bir şey bu? Bu zamanda telefonlarda 10gb internet yetersiz gelirken yurt ortamında ve bilgisayarlarda 16gb internet kime yeter ya!!!

  Yurda geldik. İnternetimize bağlandık. Sürpriz… 16gb HIZ LİMİTSİZ KOTALI İNTERNET. Ne kadar komik :D. Tabii bu olunca alternatif yollar düşünmeye başlamaya çalışıyorsunuz tabii ki imkanlar el verdiği müddetçe. Şimdi son olarak bunlardan bahsedeceğim ve daha fazla sıkmadan da yazıyı bitireceğim.

  Yurtta İnternet Sorunu Nasıl Çözülür?

  Sizin de benim gibi yurtta kalan biri olduğunuzu düşünüyor ve bu sebepten dolayı da yazıma bu kısmı ekliyorum. Eğer internetsiz yapamam diyorsanız aynen benim gibi sunacağım iki farklı çözüm önerisi sizleri bekliyor.

   İlk olarak eğer yurdunuz benim gibi altında dükkan olan ya da karşısında veya etrafında apartman olan ve en önemlisi bu apartmanlardan internet çeken bir konuma sahipse gidip rica edilip internetin şifresi kibar bir şekilde istenilebilir. Bedeli ödenmek şartı ile. Bu önemli bir nokta çünkü. İnsanlar onları kullanmayacağınızı anlar ve belki onlar bile diyebilirler kullan tabi ne parası gibi bir cömertlik görebilirsiniz. Ben de aynen bu yöntemi izledim. Yurdumun altında bulunan telefoncu abiye gittim ve durumu anlattım. Tabii kardeşim dedi hiç sorun değil hallederiz dedi. Hatta ben işi ilerletip odaya kadar Ethernet kablosu çekmeyi planlıyorum. Eğer Ethernet kablosu olmazsa WİFİ güçlendirici kullanmayı düşünüyorum. Bu size verdiğim ilk tavsiyeydi. Bunu biz de biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Ama herkes bilecek diye bir şart yok.

  İkinci yöntemimiz biraz daha tuzlu bir yöntem. Cebinize biraz daha zarar verebilir. Hemen ona geçelim bakalım neymiş. Bu kişisel olarak yapılabileceği gibi toplu olarak da yapılabilecek olan bir şey. Son zamanlarda yaygınlığı artmış durumda. Turkcell’in bu sıralarda geçerli olan Superbox adlı taşınabilir modem olayı var. Kesinlikle tavsiye ediyorum bunu. Düz hesap 130 lira dersek ve 4 kişi kullanacak olursanız 30 35 lira gibi bir para düşüyor olacak aylık ve bu bence hiçbir şey değil. Bunda da tek sorun modem 4 ay boyunca kullanılmadığı halde parası tekrardan verilecek. Bir de iyi yönü 12 ay tahattüt olması diyebilirim. Olur ya hani bir sene kullanırsınız sonra eve çıkmaya karar verisiniz o zaman da size sıkıntı çıkartacak bir durum olmaz. Hemen iptal eder ve eve internetini alır kullanmaya devam edersiniz…

  Bugün biraz KYK yurdundaki sıkıntılardan bahsettim. Daha doğrusu sadece internetle ilgili sorunlardan bahsettim. Bunların devamı gelecek. Yemek ile ilgili sorunları falan anlatacağım. Kafanızı şişirdiysem özür dilerim. Dilerseniz beni takip edebilirsiniz. Yazılarımı okuduğunuz için teşekkür ediyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorumn…

Bu da yeni telefonumla çektiğim bilgisayar ortamım 🙂

Neden Blog Yazıyorum?

 Bu sefer gerçekten güzel bir özür dilemem gerekiyor. En son yazımın üzerinden tam olarak 12 gün geçmiş. Bu uzun bir zaman. Ama bu haftam hem yaz okulu hem de düğün işleri ile uğraştığım için çok yoğun geçti. Şu an 21 Temmuz 2019 günü ve yurda gelip biraz uyudum. Dün Ankara’daydık ve bugün geldim artık güzel güzel yazmaya devam edeceğiz. Hemen başlığın içeriğine geçelim.

  Bu yazımda “Neden Blog Yazıyorum?” bunu anlatacağım, anlatabildiğim şekilde. Kendime göre çok hızlı yaşayan birisi olduğumu düşünmüyorum ama çevremdeki insanlar ve yakın arkadaşlarım bana böyle diyorlar. Neden olduğunu bilmiyorum gerçekten. Acaba beni her aradıklarında farklı bir yerde olduğum için mi? Belki de ondandır. Çok fazla gezmeye çalışan birisiyim. Blog açmamın başlıca sebeplerinden bir tanesi tabii ki öncelikle bu. Peki derseniz bana: “Ya bir sürü gezen var sen neden yazıyorsun?” ben de derim ki: “Ben farklı gezdiğimi ve özgün olduğumu düşündüğüm için yazıyorum.” Aynen böyle. Gezme stilim farklı zaten otostop ile seyahat ediyorum mümkün olan her fırsatta. Henüz daha çadırla kamp yapmak mümkün olmadı ama onu da yapacağım elbette. Gezdiğim yerleri kendim kimseden yardım ve destek almadan ve sadece kendi biriktirdiğim anılar ile anlatıyorum. Bu sebeplerden dolayı da anlattığım her şey bana özgün oluyor. Yazarken mesafe koyduğumu düşünmüyorum araya, videolarımda da gayet samimi olduğumu düşünüyorum. Bunun da beni farklı kıldığının farkındayım. Bu ve bu gibi sebeplerden dolayı da ben de kendi bloğumu açmaya karar verdim. Bunu ilk sebep olarak sıralayabiliriz. Elbette tek sebep bu değil. Başka neler varmış yazalım, çizelim ve konuşalımmm…

  Zamanın canlı bir kavram olduğuna inanıyorum. Bundan on yıl önce kullanılan teknoloji ile şu an olan teknoloji arasında dağar kadar fark olduğundan dolayı da bunu çıkartabilmemiz pek mümkün sanıyorum. Elektrik – Elektronik mühendisliği okuyorum. Mezun olduktan sonra yapmış olduğum, yapmaya çalıştığım ve planlarımın yazılı olduğu aynı zamanda herkesin ulaşabileceği bir dosya veya doküman her ne denirse buna ihtiyacım olduğunu düşündüm. Bundan sonra yaptığım araştırmalar sonunda bu fikrimin yanlış olmadığını gördüm. İnsanlar şirketlere başvururken öz geçmiş dediğimiz, şirketlerin ise CV dediği bir kağıt dosyayı hala veriyorlar. Ama ben bunun değişeceğine inanıyorum. Yani artık bahsettiğim gibi kendisine de güvenen bir çalışan adayı ise işe başvururken: “Buyrun efendim bu benim sitem, hakkımdaki her şeyi burada bulabilirsiniz.” diyecek ve kenara çekilip eğer boş okumamışsa gelecek olan telefonu bekleyecektir. Mezun olduğum zaman iş başvurusu yaptığım zaman bana ne olduğumu, ne yaptığımı soracaklar elbette. Ben de daha üniversitenin ilk sınıfından mezun olup iş hayatında çalışana kadar ve çalışırken de yaptıklarımı, fikirlerimi, katıldığım seminer ve fuarları elimden geldiği kadar burada anlatmaya çalışacağım ki boş okumadığımız ortaya çıksın ve farkımız ortaya çıksın. Sonuçta herkes farklı, bize düşen ise o farkı biraz daha arttırmamız ve kendi üzerimize sürekli bir şeyler katmamız.

  Bu da meslek açısından blog yazmanın önemiydi. Şimdi ise son olarak neden blog yazdığım kaldı. Ona da bakıp sizi fazla sıkmadan yazımızı güzelce bitirelim.

  Zamanın canlı olduğundan bahsettim, herkes bana katılıyor mu bilemem ama büyük çoğunluk katılıyordur herhalde. Herkes yaşlandığı gibi biz de yaşlanacağız. Şu an 19 yaşındayım. Bu yerinde durmuyor ki yaşlanmayalım. Torun torbaya karışacağız elbette Allah izin verirse. Günler ilerleyecek ve belki bu kadar fazla gezmeyeceğim. Belki durulacağım. Bunun olacağını pek sanmıyorum ama olabilecek şeyler bunlar sonuçta. Arkamda güzel anılar bırakmak amacıyla da açtım bu bloğu. Bundan on yıl sonra açıp “Ne gezmişim be!” derim belki de kendi kendime. Hem sonuçta internet üzerinde depoluyorum bu bilgilerin hepsini. Defterim de var evet ama ona ne kadar dikkat etsem e bir şeyler olabilir sonuçta. Ama internet ortamında ben gitmesini istemediğim sürece gitmesi hiç ama hiç mümkün değil.

  Son olarak neden blog yazdığıma farklı bir açıdan da bakıp sizi daha fazla sıkmadan yazımı bitirmeyi düşünüyorum.

  Aslında şimdi yazacağım şeyin yukarıdakilerden pek bir farkı yok. Ama ben özellikle vurgu yapılması gerektiğine inanıyorum ve ondan dolayı da yazacağım. Bilginin paylaşılarak çoğaldığına inanıyorum. Bakın bu gerçekten de öyle yani bilgiyi paylaşırsanız sizden hiç ama hiçbir şey eksilmeyecek. Eksilmediği gibi karşınızdakine de bilginizi verecek ve onu da aydınlatacaksınız. Herkes otostopla gezemeyebilir. Bu olayın nasıl olduğunu merak ediyor olabilir. Ya da insanlar gezemeyebilir veya benim gittiğim yerleri merak ediyor olabilirler. Şimdi ben paylaşıyorum. Siz okuyorsunuz. Eee ben ne kaybettim? Hiçbir şey! Ama siz okudunuz ve gideceğiniz yer hakkında bir fikir sahibi oldunuz, nelere dikkat edilmeli öğrendiniz. İnsanlara faydalı olmayı da çok sevdiğim için blog yazıp her şeyi paylaşmaya da karar verme sebeplerimden birisi de işte buydu.

  Bu yazımda size neden blog yazdığımı elimden geldiği kadar anlatmaya çalıştım. Uzun zaman oldu yazı yazmayalı ve bu sebepten dolayı sürçü lisan etti isek affedin. Sizleri seviyorum. Talipte kalmanızı istiyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum. Sağlıcakla…

Nasıl Günlük Tutuyorum?

  Merhaba! Farklı bir kategoride ilginç bir yazı olsun istiyorum. Hem de canım sıkıldı ve biraz da sıkkın. Zaman geçmiyor ben de yazayım diyorum. Başlıktan da anlaşılacağı üzere evet tuttuğum bir günlük var ve ondan bahsedeceğim. Hadi bahsedelim…

  Üniversite sınavına çalışırken de kimi zaman önceki zamanlarda da ne zaman canım yazmak istese her zaman yazmışımdır. Bu seferki daha ciddi ve daha düzenli bir defter ama. Şimdi acaba bunda neleri nasıl yazıyorum bu konuda yazacağım zaten. Belki size de bir fikir ve başlangıç olur.

  Yazmayı çok ama çok seven birisiyim. Usanmadan, bıkmadan saatlerce yazı yazabilirim, yazımın kötü olmasına rağmen. Bu en son başlamış olduğum günlüğümde ise yazımı güzelleştirme üzerinde de o kadar çalışmalar yaptım ve dikkat ettim ki bugün Kızılay’da kan verme formu doldururken yazımın güzelleştiğini fark ettim ve faydası olduğunu anladım. Atalarımız demişler hani “Hatırda kalmaz satırda kalır” diye ben de bu konuya katılıyorum. Sürekli olarak değişik şeyler düşünürüm mesela. Bunu her an yaparım. Gerçekten her an. Film izlerken, duş alırken, namazda bile aklıma bir şeylerin geldiği oluyor. Düşünmekten kafam büyüyor yani. Pek küçük bir kafam yok bu arada :D. Düşündüğüm çoğu şeyi imkanım olduğu sürece hayata geçirmişimdir. Mesela en son gittiğim Şanlıurfa ve Gaziantep turlarına karar verdim planladım ve yaptım. Mesela düşünüyorum bir şey saatlerce, bu konu hakkında en son bir çıkarım yapıyor ve bir sayfa belki iki sayfa not alıyorum. Yerine ve önemine göre ayraç da yapıştırıp tekrardan dönüp okuyorum. Arada sırada ciddi şekilde de kendimi eleştiriyorum. Acımıyorum hiç kendime. Hatta insanlardan da beni eleştirmelerini istiyorum. Her insanın kendisini görebileceğini düşünmüyorum. Günlük dediğime bakmayın. Tutup da sevgili günlük bugün onu bunu yaptım demiyorum. Onu eskiden diyordum :D. Şimdi mesela ertesi gün ne yapacağımı planlayıp kısa bir paragraf yazıyorum. Son zamanlarda seyahatlerde olmam nedeni ile çok fazla defterime zaman ayıramıyorum ama her zaman yanımda taşıyorum.

  Çok fazla fuar ve seminer takip eden birisi olduğum için bunlar hakkında da yazmak zorunda olduğum şeyler oluyor. Her fuar bana bir şey katıyor sonuçta. Ayracı yapıştırıp yazıyor ve geri dönüp okumak üzere bırakıyorum. Bu konuda da çok faydası olduğu kanısındayım. Savunma sanayi fuarına gittim mesela onun hakkında acaba ne yazmışım diye bakıp o anları gözümde canlandırıyorum ve hoş oluyor.

  Çılgın projelerimden bahsediyorum. Heh bir de önemli bir özelliği var benim defterimin. Daha önceden de oldu bu ve ben de bundan bir ders çıkarttım. Bu defterimde hiç isim kullanmıyorum diyebilirim. Baya isim yok yani. Önceden vardı öyle defterlerim ama şu an hepsi kül oldu. Böyle de bir huyum var. Peşimde iz bırakmıyorum falan dermişim :D. İsim verme olayı ciddi yani hoş olmayabiliyor. İleride okuyunca istenmeyen bir isim görüp moral bozulabilir.

  Bu defteri diğer bir yazma amacım arasında da acaba üniversite bitince ne yapmışım ben dört yıl boyunca diye düşünüp sonra bu defterlere bakıp neler yaptığımı görmek. Bu sene bir adet defter yazdım ve yaz okulunda da yazmaya devam edeceğim. Yeni okul yılı başladığı zaman yeni bir defter de benimle beraber okula başlayacak, tabii yazmaya ömrümüz olursa. Yazmak güzel şey, gülüyorsun yazarken ama bazen de ağlıyorsun. Eski anıların aklına geliyor ve gözyaşı dökülüyor defterine tükenmez kalemin mürekkebi kayıyor göz yaşın ile beraber sayfalar arasında.

  Bazen gezdiğim yerleri yazabiliyorum. Bazen de aldığım şeyleri. Geçen kamp çantamı alınca not ettim mesela. İleride bakınca ne iyi yapmışım alıp diyeceğim belki de ya da ulan Ömer sende de hiç akıl yok diyebilirim. Zaten aklı olan neden otostopla yazın bir sıcağında ülkenin en sıcak yerine gitsin dimi ama :D. Bir gün de garip yaşantım ile güzel bir yazı yazacağım ama önce günlüğümden biraz daha sizi sıkmadan bahsedeceğim.

  Mesela internet sitemi aldığım zaman bahsetmiştim. Bu tarihte siteyi şu fiyata aldım diye. İleride kıyaslama açısından da güzel olacağını düşünüyorum. Önemli noktayı atlıyordum. Hayallerim! Hayallerimi yazıyorum. Gerçekleşmesine inanıp inanmadığım her hayalimi yazıyorum. Ne de olsa her hayal bir dua değil mi? Ben buna inandım ve böyle olacağına inanıyorum.

  Çoooookkk eskiden olan anılarımı da paylaşabiliyorum. Sokakta gördüğüm kötü bir olayı da yazıyorum güzel bir olayı da yazıyorum. Yazıyorum işte. İnternet sitem de yazdığım ayrı bir platform. Yorulmadan usanmadan içerik üretmeye çalışıyorum. Yaz okuluna kalacağım mesela bu sene, bol bol içerik üretmek için gezmem, değişik maceralara katılmam gerekecek. Her şey sizin için demek isterdim ama hayatım deli :D.

 

  Defter, günlük ya da adına ne derseniz deyin… Yazmak güzel şey dostlarım. Size hiçbir şey kaybettirmez. Tabii cumhurbaşkanı kadar zamanınız değerli ise bir şey diyemem. Ama günde yirmi dakika size hiçbir şey kaybettirmez. İleride ailenizle okuyacağınız güzel anılar bırakmanız için yazdığınızı da düşünebilirsiniz. Söyleyeceklerim bu kadar. Bu konu hakkında bir video yok :D. Sizi sıkmamışımdır umarım. Beni takip etmenizi diliyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…

Bu Blogda Neler Var?

Merhaba arkadaşlar! Başlıktan da anlayacağınız gibi ‘Bu Blogda Neler Var?’ gelin konuşalım bu blogda neler varmış…

Ben ‘Hakkımda‘ kısmında da bahsettiğim gibi gezmeyi tozmayı çok seven dehşet şekilde araştırmalar yaparım. Otostopla gezme işini falan aşırı derecede seven birisiyim. Elektrik – Elektronik mühendisliği öğrencisi olmamdan dolayı aynı zamanda bu alanda da çılgın araştırmalar, seminerler ve fuarları takip bu konular hakkında edindiğim bütün bilgi ve tecrübelerimi burada, bu yeni ve çılgın blogda anlatacağım. Şimdi alt tarafta şimdilik daha yeni olduğu için aklımda olan bütün yazmayı düşündüğüm şeyleri yazacağım

  • Gezdiğim yerleri, görmüş olduğum detayları ve o yöreye ait olan şeyler ile birlikte detaylı bir şekilde yazacağım.
  • Otostopla gezdiğim için otostopta yaşadığım bütün maceraları iyi kötü(kötü olmadı daha olmaz umarım) bütün detayları ile öncelik yazı olarak sonra ise videoyla sizin ile paylaşacağım.
  • Çok fazla film izleyen birisiyim. Dil gelişimi açısından bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu blogda ayrıca izlediğim güzel olan filmlerden önerilerimi paylaşıp sizin da fikir sahibi olmanızı sağlayacağım.
  • Elektrik – Elektronik mühendisliği öğrencisi olduğum için kendini çok geliştirmeye çalışan birisiyim. Gerek programlama dili olsun gerek yeni bir dil(lisan) olsun her konuda öğrenmeye çalışıyorum. Bu konuda edindiğim tecrübelerimi ve tavsiyelerimi anlatacağım.
  • Elektrik – Elektronik öğrencisi olmam sebebi ile aşırı derecede fuar takip eden  birisiyim. Hatta hiç kaçırmamaya çalışıyorum(En azından yurt içindeki fuarlar). Bu zamana kadar gitmiş olduğum bütün fuarları(Elektrik – Elektronik ile ilgili olsun olmasın) detaylı bir şekilde video ve fotoğrafları ile detaylı şekilde paylaşacağım.
  • Çılgın projelerim oldu, oluyor ve olacak. Bunların hepsini kaynak belirterek ve detay vererek ayırmadan, saklamadan ve gizlemeden paylaşacağım. Bilginin paylaşıldıkça çoğalacağına inanıyorum. Bilgi önemlidir.
  • Hoşuma giden ve izlemekten zevk aldığım insana bir şey katacak olan film ve dizileri paylaşıp hepsini kendi düşüncelerim ile yorumlayacağım.
  • Güzel ve eğitici gördüğüm videoları burada direkt sahipleri ile paylaşıp hakkımda olan yorumları ve düşünceleri belirteceğim.
  • Belki kendim de videolar çekip, bu videoları da bu blogda paylaşacağım.
  • Evet şimdilik yazmayı düşündüğüm konuların hepsi bunlar. Bir değişiklik olursa burada belirteceğim. Bloğum her zaman güncel olacak. İyi okumalar diliyorum…