Lüleburgaz – Marmaris(24 Saat OTOSTOP!!!) – 2

  Merhaba! Biraz dinlendim ve geri geldim. Lüleburgaz’dan Marmaris’e otostopu anlatmaya devam ediyorum hemen…

  Takmıştım kulaklıklarımı ve müzik dinleyerek aheste aheste yolda yürürken namaz vaktinin yaklaştığını fark etmiş ve kendime akşam namazını kılmak için mekan bakıyordum. Tam bu sırada ise yanımdan bir kamyonet geçti. Kasası da cümbür cemaat aile ile doluydu. Belliydi piknik tarzı bir yerden geldikleri. Hoş bir manzaraydı. El falan salladım onlara ve olay da buradan sonra başladı zaten.

  Arabayla hızla yanlarımdan geçtikten sonra kazara olsa gerek arabadan iki tane leğen yola fırladı. Arabalar bir an zor durumda kaldılar ve ben de hooopp falan filan derken sakince yola indim ve leğenleri alıp yavaş yavaş kamyonete doğru yürüdüm. Kamyonete geldim ve aramızda bu tatlı diyalog geçti. Diyalog Ömer abi ve benim aramda geçti. Hemen aktarıyorum. Ömer abi Ö olsun ben de B.

B: Buyrun leğenleriniz.

Ö: Nereye gidiyorsun?

B: Hiç öyle yürüyorum:

Ö: Atla madem!

B: Geleyim gelmesine de karnımı doyurursunuz artık…

  Muhabbetimiz böyle devam ederken ben de o kamyonetin kasasında buldum kendimi ve başladık sohbete muhabbete. Evin anası yani en büyüğü Hediye anneydi. Sohbetimiz onlaydı. Güzel nasihatler aldım ondan. Onlar da Burhaniye’ye gidiyorlarmış. Balıkesir’in bir ilçesi. Trabzonlu çıktılar. E ben de Giresunluyum. Yakın uzak derken hemşehri çıktık yani. Evlerine davet ettiler beni ama ben de beni bir lokantaya yakın bir yerde bırakmalarını rica ettim. Ama Anadolu insanı böyle bir şeye müsaade eder mi? ben hemen cevap vereyim: ”Kesinlikle hiçbir Anadolu insanı buna müsaade etmez! Kesinlikle!!!”

  Bu sohbetlerden sonra evlerine geldik ve ben de arabadaki eşyaları taşımaya yardım ettim. Sonuçta az bir zaman olmuş olsa bile Anadolu insanı ile kaynaşmak çok kısa sürer ve aynı zamanda da çok ama çok kolaydır. Eve çıktık ve sırası ile herkes namazını kıldı. Ben misafirim bu sebepten dolayı sıramı bekledim. Sıra bana geldi namazımı kıldım güzelce ve hızlı bir şeklide sofra güzelce kuruldu. Anadolu sofrası işte. Samimi ortam. %90’ı yer sofrasıdır böyle yerlerde. Kasnak denen alet konur. Üzerine sofra bezi serilir ve en son sini yani sofra konulur. Çok samimi bir sofra olur. İşte dediğim gibi ben de namazı kılıp hemen sofraya oturdum. Size bir ipucu vereyim hemen. Kesin tutar bu arada. Misafirlikte olsanız bile ev sahibi başlamadan siz yemeğe başlamayan. Saygınlığı arttırır bu gibi şeyler. Yapan zaten yapıyordur. Bunun da yanlış anlanmamasını rica ediyorum😊. Yemeğimizi yedik güzelce ve Kurban Bayramı olduğundan dolayı aynı zamanda olmazsa olmaz kavurma da vardı ve hunharca ama hunharca yedim o güzel kavurmayı. Asıl önemli detay şurada. Yani bir yoğurt vardı sofrada ama ne güzel bir yoğurt size anlatamıyorum. Bildiğim halde sordum yoğurdun ev yoğurdu olup olmadığını ve ev yoğurdu olduğunu öğrendim. O kokusu o tadı her şeyi bambaşkaydı. Sağ olsunlar bir kase daha yoğurt ikram ettiler ve ben de yedim.

  Şimdi fark ettim. Olayları biraz zamana göre değil de olay akışına göre anlatmışım. Ama konu bütünlüğü böyle olunca bozulmadı bence. Eheheh… Aslında daha arabadayken bana saatin geç olduğunu ve bu saatten sonra gidebileceğimin fazla güvenilir olmadığını söyledi evdeki güzel insanlar. Haklılardı da. Ama ben yola çıkmaya karar vermiştim. İnsanlara rahatsızlık vermek de istemedim açıkçası. Bunu insanlara dediğim zamanda ise sert ve hak ettiğim bir tepki aldım. Sonuçta Anadolu insanı misafirperver. Beni dışarıda bırakacak değildiler. Kızdılar bana tatlıca neden gidiyorsun ya gece gece misafirimiz ol dediler. Benim de amacım sabah kahvaltısına hiç olmazsa Marmaris’e yetişmekti. Helalleşip evden usulca ayrıldık bir abi ile. Bana otogarı tarif etti ve bilet bakmamı söylediler ben de o insanlara bakacağımı söyledim ve yalancı çıkmamak için doğru otogara gittim. Ama bilin bakalım ne oldu? Evet, tabii ki bilet yoktu.

  Bu demek oluyor ki bildiğimiz yoldan devam edeceğiz. Hani Allah’tan olduğum bölge tatil yöresi olması nedeni ile çok hareketli bir trafiğin olduğu bir bölge. Geçtim ışıkların oraya ve otostop çekmeye başladım. Şimdi bir sürü araba var ama şöyle de bir sorun var. Arabaların hepsi torpidoya kadar dolu 😊. Orada dururken falan cam açıldı ve Ayvalık’a kadar beni bırakabileceklerini söylediler. Ben de hemen arabaya atladım. Ayvalık derken Sarımsaklı’ya kadar onlarla beraber geldim. Işıklarda indim ve başladım otostop çekmeye ama ne yazık ki nafileydi. Tam umudumu keseyazmışken (bunu asla yapmayın yani ben de yapmadım ama olabiliyor bazen) 59 plaka bir araba durdu ışıklarda. Seslendim. “Abi! Otobüs bileti yokmuş ya. Param falan var. Nereye gidiyorsun?” dedim ve de ”İzmir cevabını aldım. Tam o sırada o güzel abim beni aldı. Nasıl bir mutluluk içerisindeydim anlatamıyorum. İsmail abi adı da. Aldı ve beni taaaa İzmir’e bıraktı. Bir benzin istasyonunda indim. Pompacı abinin yanına gittim ve sordum işte nasıl gidileceğini otogara doğru. Çünkü artık bilet alıp sabaha doğru Marmaris’e geçecektim. Yolda otostop çekmeye çalışırken bir yakıt tankeri durdu. İsim ve marka veremiyorum bu güzel yardımsever insanlar işlerinden olmasınlar diye. Ama inanıyorum ki yarın öbür gün siz de yolda kalsanız sizi de kesinlikle alır bu abi gibi güzel insanlar. Yakıt tankeri yanaştı hemen yana. Aydın’a yakın bir yere gidiyormuş. Atladım hemen ben de ve otobandan ayrıldığı bir nokta da Muğla Didim kavşağında indim.

  Sabah namazımı kıldım biraz zaman geçirdim oturdum video falan çektim derken çıktım hemen oyalanmadan yola. Amaç Marmaris’e bir an önce gitmekti çünkü. Başladım biraz yürümeye ve hemen otostop çekmeye başladım. Hava daha tam anlamı ile aydınlanmamıştı. Birkaç araba geçti ve sonra yine Anadolu’dan bir abimiz Erzurumlu bir abiydi. Dolmuş şoförüymüş. Sırasının başlaması için Aydın’a gidiyormuş ve beni de alıp Aydın’a kadar götürdü. Yolda giderken hava aydınlanmıştı. Aydın’dan sonra çok fazla yolum kalmamıştı ama yol da bitmiyordu.

  Biraz yürüdüm. Otogara gelmemiştim sanırım bir doktor durdu ve beni Çine’ye kadar götürebileceğini söyledi. Durumumu anlattım ve 24 saattir neredeyse otostop çektiğimden bahsettim. Biraz gözüm dalar gibi oldu hatırlıyorum. Çine’ye geldim ve hop atladım arabadan. Biraz orada da yürüdüm ve bir kamyon yanaştı. Hemen sordum ve Milas’a gittiğini öğrendim. Sordum gelem mi diye olumlu cevap alınca atladım. Milas Muğla yol ayrımında Yatağan adında bir ilçe var ve oraya kadar abimizle beraber geldim.

  Yatağan’da indim ve hiç inanamadım. Bir saatten fazla otostop çektim bir araba bile durmaz mı ya? Ama durmadı ne yazık ki. Burada biraz benim de hatam vardı ama. Daha ileride bir 500m kadar ileride otostop çeken iki kişi vardı. Onların yanına yürümeyi gözüm kesmedi ve buradan otostop çekerim mantığı ile hareket ettim. Ama haksızlık yaptım ve onlardan sonra gelmeme rağmen onların önüne geçtim. Bu sebepten de hem durduğum yer pek müsait değildi hem de haksızlığın bedeli olarak o arkadaşları aldılar ama beni almadılar. Sonuna kadar haksız olduğumu kabul ediyorum bana bir ders oldu. Ben de onların yanına gitseydim belki Muğla’ya lüks bir Audi ile gelecektim. Araba galiba Audi’ydi bu arada.

  Bekledim ettim falan alan eden yok. Dedim Ömer yeter bu kadar doğru otogara atla otobüsüne ve git. Otogara geldim. Yatağan arabası ile Muğla’ya sonra da Muğla’dan yine şehir içi servisleri ile Marmaris’e geldim. Otogar da inip biraz yürüyüp dolmuşa binip eve geldiiimmm. Unutmadan söylüyorum hemen. Muğla da şehir içi taşımacılığı belediyeden başka şirketin yapması yasakmış. Bilginiz olsun.

  Evet upuzun bir yazı oldu ama macera da çok uzun ne yapabilirim kiii…

  Bu yazımda yaptığım araştırmalar sonucunda Türkiye’de 24 saat boyunca durmadan otostop çekerek bir ilke imza attım. Eğer gözümden kaçmışsa ve 24 saat durmadan otostop çeken varsa beni bilgilendirirseniz güzel olur. Anlatacaklarım bu kadardı. Çok zevkli bir 24 saat geçirdim. Birbirinden kaliteli insanlarla tanışma fırsatım oldu ve birbirinden çok şeyler öğrendim. Otostopu bu yüzden çok seviyorum işte. Yazdıklarımda bir kusur varsa bana haber verirseniz minnettar olurum. Çok güzel projelerim var arkadaşlar. Takipte kalın. Bu otostop turunun videosunu da aşağıya bırakıyorum. İsterseniz izleyebilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkür eder takipte kalmanızı diler ve hepinizi Allah’a emanet ederim…

Lüleburgaz – Marmaris(24 Saat OTOSTOP!!!) – 1

  Merhaba! Bugün değişik ve bir o kadar eğlenceli bir yazı ile karşınızdayım. Konumuz yine otostop. Ama nasıl bir otostop? Tam 24 saat boyunca otostop çektim. Bunu da detaylı bir şekilde anlatacağım. Bu yazı çok uzun olacak bu sebepten dolayı iki bölüm olarak yazmaya karar verdim.

  Aynı zamanda da bu yazı yapmış olduğum araştırmalar sonucunda Türkiye’de tek olma niteliği taşıyor. Şimdi başlayalım hemen anlatmaya.

  Bayram olmadan daha belliydi bir şeyler yapacağım, bir yerlere gideceğim. Düşündüm taşındım ve Marmaris’te yaşayan ablamın yanına birkaç günlük gezmeye gitmeye karar verdim. Kararlarımın sonunda da hazırlıklara başladım. Bildiğiniz gibi bayramın ilk günü kurban kesilir ihtiyaç sahiplerine falan dağıtılır. Bunları ilk gün yaptık. Yani yaptık diyemem ama ben kaytardım çünkü ve öğretmenimin yanına bayramlaşmaya gittim. İlk gün takıldıktan sonra akşam eve geldim. Bu arada ufak bir not düşeyim. Ben de her gezgin gibi bileklik yapmaya başladım. İlk gün de akşam geç saatlere kadar bileklik yaptım. Normalde benim planım bayramın ikinci günü yola çıkmaktı ama gece geç saatlere kadar bileklik yaptığım için çantamı falan hazırlayamadım ve sabaha da hazır olmadığım için pek acele etmedim. Bir gün daha ertelemeye karar verdim. Ertesi gün sabah kalktım akşamdan da yazılarımı çıkartmıştım zaten. Sabaha hazırdım. Namaza kalktım, duş aldım ve çantamı yüklenip yola çıktım. Normalde her zaman yanıma yemek için bir şeyler yapardım ama bu sefer yapamadım. Annem ekmek var demişti ama baktığımda yoktu. Olsun analar da hata yapar. Bu sebepten dolayı sabah kahvaltı yapmak için yer aramaya başladım. İlk durağım yıllardır müşterisi olduğum pastane olan Fatih Pastanesi’ydi. Ama bayram olması nedeni ile kapalıydı. Oradan çıkıp aynı yol üzerinde İstasyon Caddesi’nde bir pastaneye uğradım ve kahvaltımı yaptım. Bilen bilir oradan da Lüleburgaz Terminali’nin yanına geldim ve oraya geldiğim zaman saat 07.30 sularıydı yanlış hatırlamıyorsam. Videoda da var zaten. Orada otostop için beklemeye başladım. 1 saate yakın bekledim ama alan eden bile olmadı. Daha sonra bana bir ortak çıktı. Terminalden bir arkadaş indi. İstanbul’dan geliyormuş. Hayrabolu’na arkadaşının yanına gidiyormuş. Biz de atladık hemen Hayrabolu sapağında indik. Orada da biraz bekledik ve bir doktor aldı. Hayrabolu merkezine kadar gidiyormuş. Arkadaşı yol üzerinde indirdik ben de Malkara sapağında indim. Orada beklemeye başladım tekrardan. Önceden bizi Hayrabolu sapağında bir abi almamıştı Bulgar plaka. Belki de alamamıştı diyebilirim. Çünkü beni aldıktan keşke oradaki gençleri alsaydım dedi. Ben de zaten onlardan biri benim abim dediğim zaman içi rahatladı İlhan abinin. Evet beni alan abinin adı İlhan. Aldı beni ve güzelce seyahat ettik. Güzel şeyler öğrendim, her otostopta olduğu gibi. Malkara’ya kadar güzel bir yolculuk geçirdik ve o yolculuk da sona erdi.

  Yürümeye başladım sapaktan biraz daha. Aşağıda Yaman Peynircilik diye bir yer vardı. Orası çok yoğun bir yerdi. Ben de otostop çekmek için oraya gitmeye karar verdim. Geldim tam o yerin sapağına. Biraz bekledim. Beklerken tam üzerime doğru 39 plaka bir araba gelmeye başladı ve beni aldı. Savaş abiydi adı çok sağ olsun beni oradan alıp Gelibolu iskelesine kadar götürdü. Benim de karnım acıkmıştı ve yemek yiyecektim Gelibolu’da. Ben Savaş abiye beni müsait bir yerde bırakırsın abi dediğim zaman “Olmaz daha senin karnını doyuracağız.” dedi ben de “Gerek yok falan dememe rağmen dinletemedim ve iskeleye çok yakın bir yerde güzel bir tost yedik. Buradan da tekrardan teşekkür dileklerimi iletiyorum. Hem yemek için hem de beni Facebook sayfasında paylaşıp internet sitemi tanıttığı için. Güzelce yemeğimi yedim ve çantamı yüklenip Çanakkale’ye gitmek üzere feribota doğru yürümeye başladım.

  Feribota bindim. Geceden az uykulu olduğum için feribotta masa üzerinde biraz kestirmişim. Feribot kıyıya yanaşacağı zaman oradan bir abi bana sesleniyor: “Yakışıklı, yakışıklı…” Ben de üzerime hiç alınmadım sonuçta ben kim yakışıklı olmak kim. Sonra kafayı kaldırdım ve “Geldik mi?” dedim. Az kalmış. Ben de hemen kendimi toparladım ve çantamı falan topladım. Gemi karaya yanaştı. Gemiden indim ve İzmir yoluna çıkmak için yürümeye başladım. Yürüdüm ve yola geldim. Orada da 20 25 dakika civarında bekledim sonra da beni bir motorlu abi aldı ve gitmeye devam ettik. Motoru çok güzeldi, çok beğendim. Feribottan Çanakkale’ye kadar o abi ile beraber gittim. Namazımı kıldım ve tekrardan İzmir yoluna kadar yürüdüm. Işıklarda beklerken bir abiye laf attım beni de alsınlar diye. Abi de “Eğer sen demeseydin ben diyecektim.” dedi ben de teşekkür ettim. Beni şehrin dışına çıkarttılar. Orada ben otostop çekmeye devam ettim. Sonra birkaç araba daha değiştirdim ve en sonunda Ayvacık sapağın kadar gelebildim. Orada beklerken diğer biz uzun mesafeli otostop için arabanın camı açıldı ve şu etkileyici ses duyuldu. ”Hocam istersen Akçay’a kadar bırakalım.” Ben de “Olmaz olur mu abim.” dedim ve atladım arabaya. O kadar keyifli bir yolculuktu ki size anlatamam. Genç bir çift. Nehir abla ve Ozan abi. İkisi de mühendisler. Yolda çok ama çok keyifli sohbet ettik. Buradan da beni Ayvacık’tan alıp Akçay’a kadar bıraktıkları için ve onlardan öğrendiğim birçok şey için onlara çok ama çok teşekkür ederim. Umarım bir daha karşılaşabiliriz. Çok güzel düşüncelere sahip yardımsever insanlar ikisi de. Keşke biraz daha uzun yolculuk yapmış olsaydım diyorum şu an. Akçay’da indim ve namazımı kıldım. Termosumu ve gemiden aldığım suyu orada doldurup otostop çekmeye başladım. Ama hiç boş araba yoktu. Daha sonra vazgeçtim ama. En son olarak bir tane 39 plaka bir çift gördüm. Nere gittiklerini sordum ve Muğla olduğunu öğrendim. Ama arka koltuk bile doluymuş. Bu beni biraz üzdü ama iyi yolculuklar dileğimi iletip otostop çekmeye devam ettim.

 

  Hava kararmaya başlıyordu. Ben de taktım kulaklığımı ve yürümeye başladım. Kusura bakmamanızı rica ediyor ve bu yazının çok uzun olduğunu fark ederek kalanına diğer bölümde devam edeceğimi belirtiyorum. Lütfen okumaya devam edin ve takipte kalın. Lüleburgaz – Marmaris(24 Saat OTOSTOP) devam edecek…

Gaziantep – Samsun Otostop

  Merhaba! Uzun zamandan beri yazı yazamıyorum. Eve gittim, yaz okuluna geldim anca yerleşip zaman bulabildim ve şu andan itibaren gün aşırı yazmaya çalışacağım. Elli gün civarı yaz okulunda olacağım. Tabii ki yaz okulu varken duruyor muyuz? Tabii ki hayır. Anlatmaya başlıyorum hemen nasıl yaptık da Gaziantep’ten Samsun’a gittik bakalım neler yapmışız.

  Zabağnan kalktım gözümü Gaziantep’te son kez açtım yani o günlük. Sabah sekiz sularında evden ayrıldım ve Kahramanmaraş yol ayrımına geldim. Oraya kadar Erdoğan abi eşik etti kendisine teşekkürlerimi iletiyorum. Beklemeye başladım. Çok da fazla beklemedim gerçi orada ya. Hani on dakika falan beklemişimdir. Bir kamyonumsu bir şey durdu. Kağıdımda Kahramanmaraş yazıyordu benim. Aldı beni Harun abi. Her şeyi detaylıca anlatacağım. Zaten daha önce tır veya kamyon gibi araçlarda uzun yolculuğa giden şoförler ile zaman geçirdiyseniz bilirsiniz ki araba içine ayakkabı ile binilmez. Neyse ben daha nereye gittiğini falan sormadan pat diye atladım. Yaptığım büyük hatalardan birisi de hep binerken falan video açık olmuyor. Artık buna da dikkat edeceğim. Harun abi beni Gaziantep sınırından aldı ve Kayseri Pınarbaşı’na bıraktı. 230 kilometre civarı bir seyahatimiz olmuş Harun abi ile. Şimdi hem Ramazan ayında gezdiğim için hem de oruçlu olduğum için ve ayrıca siteye de yazılar yazdığım için uyuduğum uyku günde üç veya dört saate kadar düştü. Ramazan’dan önce yetiyordu ama Ramazan’da yamuldum gibi biraz. Neyse. Harun abi aldı sağ olsun biraz sohbet muhabbet ettik o kadar hoş sohbet bir abi ki tarif edemem bunu ya. Çok güzel vakit geçirdik benim uyanık olduğum zamanlarda. Sonrasında gördü herhalde ben uykusuz gibiyim dedi ki: ” Geç arkaya yat uyu dinlen. “ Ben de hay hay tabii ki dedim ve vurdum kafayı yattım adam beni tanımıyor etmiyor ama benim dinlenebilmem için yatağını bile kullanmama izin verdi. Yöre insanı fark gösteriyormuş bunu bir kere daha anladım. Uyudum güzelce dinlendim ve tam ineceğim yere yaklaşmışken ben de uyandım biraz daha sohbet ettik ve daha sonra ben indim. Buradan da eğer okuyorsa Harun abiye beni Gaziantep’ten Pınarbaşı’na bıraktığı için çok teşekkür ediyorum.

  Harun abi ile yollarımız ayrıldı. Çok şey bir cümle oldu bu ya hani artık görüşmeyeceğiz gibi falan 😀 Allah umarım karşılaştırır. Hemen yazımı değiştirdim ve Sivas yaptım. Bir yoğun araç trafiği var size anlatamam. Işık yanıyor patır patır geçiyor arabalar hemen. Ama duran oluyor mu? Tabii ki hayır. Ben de ileride bir camii gördüm dedim daha vakit girmemiş oraya gidene kadar girer herhalde. Başladım yürümeye sonra bir aile durdu. İbrahim Bey mühendis, eşi ise öğretmenmiş. Otostop çekmeye başladığım zamandan beri yaşadığım ilk ve garip diyaloğu paylaşıyorum. İbrahim Bey’in eşi sordu şaşırtıcı soruyu ve dedi ki: “Türkçe biliyor musunuz?” Şaşırdım yani turist gibi mi gözüküyordum acaba? Belki hani kıvırcık saçımdan dolayı olabilir. Neyse ben de cevaben: “Evet biliyorum.” Dedim ve başladık beraber yol tepmeye. Şanlıurfa’da yaşayan bir aileymiş kendileri. Çok değerli insanlardı teşekkür ediyorum hemen onlara burada. Çocukları Tokat’ta okuyormuş ve onun yanına gidiyorlarmış ama önce Sivas’ta bir gece geçireceklermiş ve Şanlıurfalı insanlardan aldığım hiç şaşırtıcı gelmeyen teklif onlardan da geldi: “Dilersen gel misafirimiz ol, yarın yoluna devam edersin.” Teşekkür edip gitmem gerektiğini söyledim. Beni Pınarbaşı’ndan alıp Sivas’a kadar bıraktılar teşekkürlerimi sunuyorum burada tekrardan umarım sizinle de bir kere daha karşılaşırız.

  Sivas otogarının yanında indim yürüdüm yürüdüm ve yürüdüm. Bir benzinliğe geldim orada namaz kıldım hemen ve geç olmadan otostopa devam etmem gerekiyordu hemen yola çıktım. Ben köprüde Sivas’ı video çekerken beni bir hemşehrim görmüş ve sonra ileride durup mola vermiş. Ben namaz kılıp çıkınca beraber karşılaştık. Yav üzerime bir araba geliyor ne oluyor anlam veremedim bir baktım 28 plaka anaa memleketlim çıktı. Cam iner ve diyalog başlar. Anlamanız için şöyle yazıyorum. Öğretmen hemşehrim Muhammet abi M ve bendeniz de Ömer Ö olsun.

M: La nereye gidiyorsun?

Ö: Samsun ama Giresunluyum. (Asla arabaya binmeden sohbete girmem ama o gün nasip Allah söyletti)

M: Neresi Giresun’un?

Ö: Bulancak ben abi.

M: Bulancak’ın neresi?

Ö: Ballıca abi.

M: Ballıca’nın neresi? Diye uzayıp giderken arabaya bindim. İşte niyet iyi olursa Allah yolda bırakmıyor yani. Muhammet abi de Samsun’a gidiyormuş. Anam bir sevindim bir sevindim anlatamam. Ya bakın işte otostop mükemmel diye boşuna demiyorum. O kadar hoş sohbet bir abi ki hani gülmekten karnıma ağrı girdiği zamanlar bile oldu. Efsaneydi yani. Samsun’da okumuş. Anam bir yığın üniversite anısı birikmiş, telefon anıları. O zamanlar herkeste telefon yok ve arama kontör falan çok pahalı ne anıları birikmiş şimdi burada anlatıp sizi darlamak istemiyorum.

 

  Muhammet abiyle epey bir yol geldik. 336 kilometre gibi bir yol gelmişiz. Beni Samsun’da dolmuşların olduğu yere bıraktı ve telefonunu verip ayrıldı. Bitmesini istemediğim bir diğer yolculuktu buda. Gerçekten Gaziantep’ten Samsun’a giderken bir kucak dolusu anı biriktirdim ve hepsi de mükemmeldi. Samsun’da Muhammet abiden ayrılıp Bafra’ya geçip ananemde iftarı yaptım ve Gaziantep’te başlayan garip maceram Bafra’da sona erdi. Yola beni alıp götüren herkese ve sıkılmadan okuyup takip eden sizlere de çok teşekkür ediyor, takip kalmanızı öneriyor, turun kısa videosuna göz atabileceğinizi belirtip siz değerli okurlarımı Allah’a emanet ediyorum…

Gaziantep’te Dolandım

  Merhaba! Şimdi hemen ufak tefek bir şeyler yazayım, sonra da konumuza geçelim. Şu an evimdeyim ve gezme tozma işi kısa süreliğine bitti ben de fırsat buldukça bu sene yaptığım ufak seyahatleri not alıp sizin okumanız için sunuyorum. Hemen beklemeden başlayalım.

  Biliyorsunuz ki eğer önceki yazılarımı okuduysanız Gaziantep’e gelmeden önce Şanlıurfa’yı ufak tefek gezdim ve bunu da sizinle paylaştım. Gaziantep’te de az gezdim çünkü gerçekten de ciddi sıcak bir hava var hem Gaziantep hem de Şanlıurfa’da. Benim için güzel bir tecrübe oldu. Sonuçta kendim tecrübe etmeyi çok seviyorum. Bunu daha önce yazmıştım. Tecrübe ettim ve gördüm ki buralara yaz aylarında gelinmesinin epey yanlış olduğu…

  Sabah saatlerinden Şanlıurfa’dan yola çıktım. Yine otostopla tabii ki bunu uzun uzadıya yazmaya gerek yok zaten mesafesi kısa olan iki şehir. Gaziantep’e Cengiz diye bir abi getirdi. Daha doğrusu en uzun yolu o getirdi desem daha doğru olur sanırım :D.  Öğlen saatlerinde doğru Gaziantep’e varabildim. Hemen konaklayacağım yere geçtim, çantamı bıraktım ve beraber gezeceğimiz arkadaşı bulup cuma namazı için Gaziantep Üniversitesi’ne geçtik. Cumayı kıldık ve ilk önce Gaziantep Üniversitesi’nde arkadaşım makine mühendisliği okuduğu için atölyeleri güzelce bir gezdik, tabii ki açık olanları. Oradan çıkıp Zeugma Müzesi’ne gitmek üzere yola çıktık. Şehirden biraz uzak bir müze. Önemli bir bilgi vereyim hemen size: “Eğer okumayı ve tarihi yerleri sevmiyorsanız, her müze size uygun olmayabilir.”                                                                                                                 

  Zeugma’yı güzelce gezdik. Çok ilginç bir yer var orada, o da Çingene Kızı. O odaya girip gezmenizi öneririm. Müzeden çıkıp şehir merkezine geldik. Kurtuluş Savaşı’ndan kalma mermi izlerinin olduğu tarihi ve güzel bir camii var orada namaz kıldık. Daha sonra merkezdeki diğer müzeleri gezmek üzere yola koyulduk. Mesela benim için diğer bir güzel tecrübe de hayatımda ilk kez bir oyuncak müzesine girmek oldu Gaziantep’te. Şehir güzel ve sakin bir yer. Ama dediğim gibi yazın giderseniz aşırı derecede sıcak olduğunu göreceksiniz. Çok gelişmiş bir yer olduğunu da söyleyebilirim size. Ama çok detaylı yazamıyorum çünkü aşırı derecede fazla gezmedim bahsettiğim gibi.

  Müzeleri de turladıktan sonra yavaş yavaş gün bitiyordu zaten. Baktık ettik başka acaba nereyi gezebiliriz şehir merkezinde diye çarşıyı gezelim dedik ve başladık yürümeye. Bunu da bahsetmezsem olmaz :D. Bir ara bi kaybolduk sonra zar zor bulabildik. Komik bir maceraydı. Çok ama çok güzel bir çarşı var Gaziantep’te. Hayatımda ilk kez kızgın demir dövüldüğünü Gaziantep’te gördüm. Adamlar kıpkırmızı olan demiri döve döve kebap dizilmelik şiş haline getiriyorlar helal olsun dedim. Bu dediğim yerlerden de epey var. Normal çarşı şeklinde yer var işte ama adam içeride demir dövüyor. Güzel, enteresan ve etkileyici yer. Bir dahaki sefere gittiğim zaman çoooookkk daha detaylı gezip hatta demir dövmek için izin bile isteyeceğim, tabii verirlerse.

  O çarşı sanırım Bakırcılar Çarşısı’ydı. Diğer bir ilgimi çeken yer ise çok ince işçilik ile çok güzel bakırdan kap ve çanak tarzı şeylerin yapılmasıydı. Yaşlısından gencine herkes oturmuş mesela iskemlede hop başlıyor bakırı işlemeye. Çok beğendim. Çok da güzel ve ince işçilikleri var. Gönül isterdi ki daha çok zamanım olsun ve hava da daha serin olsun da eniyle boyuyla Gaziantep’i gezeyim. Ama tekrar tekrar bahsettiğim gibi Güneydoğu’nun böylesine bir yer olduğunu hiçbir zaman düşünmemiştim. Ah önyargılar vah önyargılar…

 

  Maalesef ki Gaziantep ile size çok fazla paylaşım yapamıyorum. Ama söz veriyorum ki ben oraya bir daha gideceğim ve en ince noktasında kadar gezeceğim. Çok duyduk Antep Hamamları diye bir şeyi, deneyip bakacağız bir dahaki gidişimizde bakalım. Tostçu Erol’u da merak etmiyor değilim. Gaziantep ile ilgili bir video da paylaşmak istiyorum. Umarım kızmazsınız bu kadar kısa bir yazı olduğu için. Sizlere okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Beni takip etmenizi ümit ediyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum… 

Kısacık Şanlıurfa Tecrübem

  Merhaba! Otostopla Şanlıurfa’ya gitme yazımı paylaştım ama videosunu bir türlü atamadım. Bulunduğum yerde internet sıkıntısı hat safhada bu sebepten dolayı videoyu yükleyemedim. Videoları toplu olarak yükleyeceğim. Bu yazımda da Şanlıurfa’da yaptığım kısa seyahati güzelce size anlatacağım. Az gezdim bu gidişimde. Gidip, görüp tecrübeler edindim. Az gezme sebebim hem zamanımın kısıtlı olması hem de ramazan ayında olmamızdan dolayı oruçlu olmamdı. Şimdi anlatmaya başlayayım kısa ve öz, güzel bir şekilde.

  Sabah kalktım, çok erken olmadan 11 veya 11.30 gibi çıktım evden. Dışarısı bahsedildiği kadar sıcaktı. Bu arada gezdiğim ay mayıs ayının son günleriydi. Dışarıda iyi bir sıcak vardı ama nem hiç yoktu. Yani sadece sıcak bunaltıyordu nem olmadığından aşırı bir bunalma yoktu. Şanlıurfa’yı böyle bir yer hiç mi hiç sanmıyordum. Ağırlık olarak şehir merkezinde ve Balıklıgöl çevresindeki yerleri gezip, iki tane de müzeye girdim.

  Şimdi size gelip burada Şanlıurfa tarihini anlatacak değilim. Bu bilgilerin hepsi internette zaten var. Ben kendi tecrübelerim, gördüklerim ve elimdeki kaynakları sizin ile paylaşacağım. 63 numara Balıklıgöl otobüsüne merkezden bindim. Balıklıgöl isminde bir durak var. Alt geçide yapılmış ve direkt olarak Balıklıgöl’de bırakıyor. Sistem güzel. Gelişmiş ve gelişmeye devam edeceğini düşündüğüm bir sistem. Bu arada, Balıklıgöl’ün bulunduğu yere komple Halilurrahman deniliyor.

  Durakta indim ve karşımda akan bir su gördüm. Suyun içerisinde kızlı erkekli çocuklar böyle şen şakrak suya giriyorlardı. Beni çek abi falan diyen çocuklar bile vardı ve inanın bana o çocuklar o kadar mutluydu ki size anlatamam bunu. Güzel bir duyguydu orada o kadar mutlu çocuğu görmek. Video ve fotoğraf çektim hepsini ekleyeceğim. Oradan çıktım ve Şanlıurfa’daki gezme yerlerini falan anlatan bir adet harita aldım turizm danışma birimiydi herhalde aldığım yerin adı. Kocaman bir harita. Kat kat katlanıyor. Balıklıgöl’e geldim. Orada balıkları beslemek için yem alabilirsiniz. Tabağı 1tl ve yeteri kadar var bence. Balıkları yemledim güzelce ve bu arada su altı kamerası ile video kaydı da aldım. Gerçekten çok fazla balık var. Hala üremeye de devam ediyorlar. Balıkların yanındayken ben bir çocuk geldi. Adı Ekrem’miş. “Abi sana türkü söyleyeyim mi dedi?” hayır dedim ben gerek yok. Ama dinlemedi başladı “Adam olasan Ömerr” diye devam etti. Ben de kendi kendime dedim ramazanda bu çocuk uğraşıyor ediyor dedim zaten biliyor madem anlatsın bana da. Sonra kimsin necisin falan muhabbeti oldu. 7. sınıf öğrencisiymiş. Sabah okula gidip akşam da harçlığını çıkartmak için böyle Şanlıurfa ile ilgili şeyleri anlatıyormuş. Hoşuma gitti dedim e anlat madem bana.

  Balıklıgöl ve Ayn Zeliha gölü yan yana iki göl. Bana bu göllerin nasıl oluştuğunun hikayesini gayet güzel bir şekilde anlattı. Zaten bilen bilir Balıklıgöl Hz. İbrahim’in yakılan ateşe atılması sonucu oluşmuş olan bir göl. Ayn Zeliha da Nemrut’un kızının atladığı yer. Orası da bir göl olmuş. Bana Ekrem’in anlattığı buydu :D. Orayı da güzelce gezdirdi bana sağ olsun. Sonra Hz. İbrahim’im doğduğu mağaraya girdik ve oradaki şifalı suda elimi yüzümü yıkadım, size de tavsiye ederim. O civarda pek fazla gezilecek yer yoktu. Hem sıcak bunaltmıştı. Ben de müzeleri gezip, günlük gezimi bitirmeye karar verdim. Oradan çıktık Ekrem’le ve direkt müzeye gittik. Mozaik müzesiydi ilk gittiğimiz yer. Orada kendime müze kart çıkarttım sizlere de tavsiye ediyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bütün müzelerde bir yıl gezme hakkım var hem daha uygun oluyor hem de biletle uğraşmıyorsun. Bunu da bilen biliyordur zaten. İlk müzeyi gezdim. Zaten iki müze de yan yana. Birisinde mozaik var diğerinde de böyle kronolojik şekilde çağların anlatımı var. Demir çağı gibi. İkisi de çok büyük müzeler ve girmenizi tavsiye ediyorum. Sıcaktan sonra güzel bir serinleme molası oluyor yalan yok.

  Bahsettiğim gibi. Şanlıurfa’da çok fazla gezmedim. İlk gittim ve bana bir tecrübe oldu. Anladım ki mayıs ve haziran gibi sıcağın ortalığı kavurduğu aylarda oralara gidilmezmiş. Ama oraları gerçekten de çok ama çok sevdim ve oralara bir kere daha gitmeye karar verdim. Bu seferki gidişimde de çok daha detaylı bir şekilde gezip, ilçelerine kadar gidip, görüp her şeyi sizinle paylaşacağım. Elimden gelen bu sefer ne yazık ki bu kadardı. Kusura bakmamanızı rica ediyorum. Bir dahaki gidişimde de detaylıca anlatacağıma dair söz veriyorum. Yazımı okuduysanız okuduğunuz için teşekkür ediyor ve siz güzel insanları Allah’a emanet ediyorum.

Düzce – Şanlıurfa Otostop

 Merhaba! Salı günü başlayan otostop turum Şanlıurfa, Gaziantep’i gezdikten sonra şu an yazıyı yazdığım yer olan Samsun – Bafra’da sona erdi. 5 gündür yollardayım ve geziyorum. Samsun’da uzun bir mola vermişken içeriklerimi yazıp, videolarımı düzenleyeceğim. Daha da fazla uzatmadan başlayalım Şanlıurfa’ya giderken otostop anılarımı anlatmaya.

  Salı günü son sınavıma girdim, sınav geç başladı ama bu beni etkilemedi. Sınav bitti nerden de dolmuşa bindiysem. Dolmuşla otoban kenarına gitmek üzere yola çıktım. Saat 18.20 gibi kampüsten çıktım, anca saat 19.00 sularında gelebildim. Normalde 10 dakikalık yol ama sağ olsun otobüs, neyse uzatmayacağım.

  Çıktım yola Ankara yazımı açtım ve otoban kenarında bekledim. Biraz zaman geçti ve bir tane tır durdu. Nasip o ki aslında benim için durmamış ama ben yanına gidince beni aldı. Yılmaz adı abimizin. O kadar hoş sohbet birisi ki anlatamam yani. Oruçluydum ve istersen iftar saati bir yerde durabiliriz dedi. Teşekkür ettim ve yanımda yemeye bir şeyler olduğunu söyledim. Yola devam ettik işte benim için namaz molası verdi 15 dakika da kendisi mola vermiş oldu ve nasibim o kadar iyi ki Yılmaz abi Ankara değil Gölbaşı üzerinden Aksaray’a gidiyormuş Ben de geceyi Gölbaşı’nda geçirecektim zaten tam da denk geldi işte. Niyet iyi olunca böyle oluyor ya her zaman 😀 . Buradan da Yılmaz abime teşekkür ederim. Bilgili, görmüş ve okumuş insanları görmek beni mutlu ediyor.

  Geceyi Gölbaşı’nda geçirdim. Sahuru yapıp direkt sabah 07.40 gibi yola attım kendimi. Videoda var zaten. Yola çıktım bilen bilir Gölbaşı’nda yan yol var hemen orada bir benzinlik var orayı geçtim işte yürümeye devam ederken elimde Aksaray yazısını açtım bekledim orada. Önümden bir taksi geçti sonra arkasından beni alıp yaklaşık 500 km yol götüren kral adam Cengiz abi geldi. Nereye gittiğimi sordu Şanlıurfa dedim ben de o da Diyarbakır’a gidiyormuş nasip burada da karşımıza çıktı. Bana dedi: “Ya dedi önünde duran taksi dedi seni alsaydı çok üzülürdüm, dua ettim seni kimse almasın diye bu gezgini ben almak istiyorum.” diye dua etmiş adam ben bunu duyunca şok geçirdim.  O kadar hoş bir insan ki anlatamam size yani. Okul okumamış birisi ama bu kadar bilgili ve donanımlı birisi az gördüm yani. Güneydoğu insanı gerçekten bambaşkaymış. Daha oralara varamadan yolda bunu anlamaya başladım Cengiz abi ile. Gölbaşı’ndan yola çıktık ve Adana’ya akrabalarının yanına uğrayacağını söyledi bana. Gel sen de dedi ve davet etti ki gitsem mükemmel bir şekilde ağırlanacağımdan şüphem yok. Teşekkür ettim ve Adana gişelerini geçince mola yerinde indim. Telefon numaralarımızı verdik birbirimize. Diyarbakır’a gidince beni ara, bana haber ver dedi. Hay hay dedim baş göz üstüne. Etkilenmiştim yani Güneydoğu insanından. Bize haberlerde yansıtılan gibi olmadığı kesindi. Ondan gidip görmeden, tanımadan konuşmak çok ama çok yanlış bir şey bu da bir tecrübe oldu bana. Şanlıurfa otostop turunda en uzun yolu Cengiz abi ile gittim. Yani adam anlattıkça üzüldüm, sinirlendim ve yazık dedim. Terör ile ilgili olan şeyler hakkında uzun uzadıya konuştuk ve hiç de bize anlatıldığı gibi olmadığını gördüm. Gaffar OKAN diye bir adam geçmiş Diyarbakır civarından. Şehit emniyet müdürü. Bakın yalansız söylüyorum herkesin bu aziz şehidimize karşı bir samimiyeti, bir sevgisi bir saygısı varmış. Şimdi ben bu konuyu buraya çok fazla açmayacağım. Daha sonra iyice gezince Güneydoğu diye bir konu açarım.

  Cengiz abi bıraktı beni dinlenme tesisinde ben orada mescide geçtim 30 – 40 dakika dinlendim orada sonra namazımı kılıp yola devam ettim. Adana’da adamların Güneş’e ateş etme sebeplerini doğruladım. Kesinlikle haklılar. Gölgede otostop çekerken suratıma alev neden vurur benim yani 37 dereceye kadar gördüm orada. Allah’tan çok beklemedim orada da. Elimdeki yazı Gaziantep’ti. Bir abi aldı kargo şirketinde çalışıyormuş. O da 15 20 km götürdü Adana gişeleri çıkışına kadar. Orada beklerken alan olmadı pek ben de yazıyı Osmaniye diye değiştirdim. Benzin istasyonunda çalışan bir abi aldı beni mazot dolu tankerle. Şehit yakınıymış. Bundan da konuştuk biraz, güçlü birisiydi. Beni Osmaniye’ye az kala bıraktı. Hemen kağıdı Gaziantep yaptım ve ışıklarda bekledim. Bir arada durdu el kol yapıyor bana nereye gibisinden, sonra elimle yazıyı gösterdim. Gel gibisinden işaret etti. O abi de Gaziantep’e kadar götürdü beni sağ olsun. Arabada biraz kestirdim ve bandajımı unuttum arabadan inerken canı sağ olsun beni oraya kadar getirdi sonuçta abi. Hemen orada Dünyagöz hastanesine girdim namaz kıldım orda biraz yürüdüm. Sırada Şanlıurfa yazısı vardı. Açtım beklemeye başladım. Bir araba aldı Şanlıurfa yoluna çıkarttı. Kısa mesafeydi. Biraz daha yürüdüm daha otostop çekmeye başlamamıştım. Bir araba durdu ben de yanına gittim benim için durmuş. Teşekkür ettim ve atladım. Birecik’e kadar gidiyormuş. Epey yol götürdü o abi de beni sağ olsun. Artık Şanlıurfa’ya yaklaşıyordum. Birecik’te inip beklemeye başladım. Şanlıurfa yazısı ile. Bomba olayı anlatıp yazıyı bitiriyorum.

  İbrahim diye doktor bir abi aldı. Nereye nerden falan muhabbetlerini geçtikten sonra Şanlıurfa’ya iyice yaklaşırken bana ilginç ve şaşırtıcı bir teklifte bulundu: “İstersen seni gideceğin yere bırakabilirim ama bize de gelebilirsin iftara.” dedi ben şok oldum. Ben de gideceğim yere gitmemi söyledim ve birkaç kez daha söyleyince ben yine gideceğim yere gitmek istedim. Sonra dedi ki: “Bak bize gelirsen menü burada.” Yani menüyü de size söylemek istemiyorum ama aşırı bir cezbesi vardı yani. Dedim ben de: “Tamam abi hadi gidelim.” Şaşırtıcı değil mi ? Beni tanımıyor. Kim olduğumu bilmiyor. Ama alıp evine iftara götürüyor. Güneydoğu insanı bir adım daha öne geçti yine. Hayatımda yaşamadığım böyle güzel olayları Şanlıurfa’ya giderken yaşadım. Çok şaşırtıcıydı benim için.

  Güzelce iftarı yapıp namazı kıldık ve çayımızı içtik. İçerken evde kedi varmış geldi. Çıldırdım kediyi görünce zaten. Onunla da epey oynadım ve ayrılma vakti gelmişti. Sağ olsunlar evdeki misafire rica ettiler ve gideceğim yere kadar beni bıraktılar. Misafirperverlik burada da kendini belli etti. Her şey için teşekkür ederim o güzel insanlara.

  Bu yazımda size otostop ile Şanlıurfa’ya giderken yaşadığım ilginç olayları, edindiğim tecrübeleri, insanların güzelliğini ve misafirperverliğini anlatmaya gayret ettim. Biraz uzun bir yazı oldu ama Güneydoğu ile ilgili şeyleri anlatmanın kısa süreceğini düşünmek bile bir hata olur herhalde. Turla ilgili videoyu da paylaşacağım. Okuduğunuz için teşekkür ediyor, takipte kalmanızı diliyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…

Yürüyerek İl Değiştirmek

  Merhaba! Bir değişik macera ile buradayım. Bundan sanırım 3 yıl öncesinde bir arkadaşım ile yaptığımız çılgınlığı sizin ile paylaşacağım. 

  Tarihi tam hatırlamıyorum ama 23 Eylül 2016 günüydü sanıyorum. Ben ve İsmail(Turu geçirdiğimiz arkadaş) yürüyerek bakın burası önemli yürüyerek il değiştirme planı yaptık. Hayata geçirmesi zor olan bir plandı. O zaman henüz lisedeyiz tabii ikimizde ailelere mevzuyu biraz anlatmak sıkıntı oldu. Uzun uğraşlar sonucunda izin işini halledip kısa bir plan ile yola çıkmaya karar verdik. Sabah saat 4 sularında yola çıkmıştık. Yani Lüleburgaz’dan Tekirdağ’a gitmeye karar bakın ciddi bu yani Tekirdağ’a kadar yürüyerek gitmek üzere yola çıktık. El fenerlerini aldık ve köy yollarını kullanarak Muratlı’ya ulaşıp, Muratlı’dan sonra da Tekirdağ’a gitmeyi planlamıştık. Her şey güzel yürümeye başladık sabah 4 civarı işte daha gün doğmadı hatta imsak girmedi Lüleburgaz’da bilen bilir istasyon caddesi üzerinden yürüyerek İstasyon’a ulaştık. Sonra Alacaoğlu’na geldiğimiz vakit imsak girmişti gün ağarıyordu camide namaz kılıp dinlenip yolumuza devam ettik. Gece hava kırsal kesimde ciddi derecede soğuktu. Havanın ağarması ile birlikte sıcaklık artmaya başladı. Gerçekten şaşırtıcı bir durum bu da ama. Yani gündüz alev alev gece de ciddi soğuk garip bir durum, içinde olduğumuz aydan ötürü olsa gerek.

  Yürüyoruz, yürüyoruz ve yürüyoruz ama ne hikmetse yol bitmek bilmiyor bir türlü. İnsanlar yolda biz yürürken bize bakıyorlar değişik bir durum yani. Şimdi bakınca aslında çok zor bir şey değil 50 – 60 km civarında bir yol. Şuan olsa yapılır ama NE GEREK VAR ? Gerçekten bu soruyu soruyorum şuan. Pişman mısın? desen ‘Asla’ derim. Belki yine olsa yine yaparız. Yapamazsınız siz işte gidemezsiniz falan diyen arkadaşlarda oldu. Onlara karşı da iş inada binince ister istemez yapacaksın sonuçta inat. Benim memleket de zaten belli…

  Neyse anlatmaya devam edelim. Yürüyoruz ediyoruz falan baktık bu böyle olacak gibi değil, dedik biz otostopla işimize devam edelim bari. Bu arada unutuyordum az daha yolda bizim gidemeyeceğimizi söyleyen arkadaşlara inat bizim ile beraber Lüleburgaz’dan beri bizi takip eden bir de köpek vardı. Adını da o sırada hemen ‘Tony’ diye koyduk. Bize gerçekten çok sadık kaldı. Çok şaşırmıştık. Koşuyorduk bizimle koşuyordu, duruyorduk bizimle duruyordu. Şaşırtıcı bir durumdu yani. Onun fotoğrafını da aşağıya da koyacağım. Ama çok üzüldüğümüz bir an olmuştu ki biz otostop çekmeye karar verince haliyle arabaları durdurmaya çalışıyoruz. Bir araba durdu bizim için. Bindik ve giderken arkadan Tony’nin koştuğunu gördüm. Can acıtıcı bir sahneydi…

  Çektik birkaç otostop Muratlı’ya gelebildik. Yanımıza almış olduğumuz erzaklar ile ki doğal adı azıktır. Onları orada yedik bunun da fotoğrafları var hepsini ekleyeceğim. Unutmadan ekleyeyim bunu da bundan sonra yapacağım gezi, tur ve otostopta kaynak toplama konusuna daha çok dikkat edip daha güzel fotoğraflar çekeceğim. Muratlı’ya gelene kadar da yaklaşık 20 – 25 kilometre civarında yürüdük ve iyi de yorulmuştuk. Yedik içtik orada işte sonra otostop ile Tekirdağ’a yola çıktık. Nasibimize de direkt denk geldi ve tek araba ile Tekirdağ’a gittik. 

  Tekirdağ’a geldikten sonra biraz şehirde takılıp kendimiz Tekira AVM’ye attık. Orada da biraz takıldık. O kadar yorulmuşuz ki saat sabaha karşı 4’ten öğlen 1’e doğru toplam 9 saat falan yürü otostop çek bu da vücut yani. AVM’de kendimizi Tekzen’e attık ve orada hamaklar vardı uzanalım dedik. Ya 😀 böyle bir yorgunluk, baygınlık yok arkadaş yok. Uyuya kalır gibi olmuşuz falan. Sonra görevliler geldi bizi mülteci gibi tutup attılar dışarı tabiri caizse yani…

  Bundan sonra AVM’de güzelce karnımızı doyurduk ve oradan çıktık. Denize falan gitmeyi planlıyorduk. Onları iptal ettik geri dönme yoluna geçtik. Dedik o kadar yürüdük gelirken falan ölmüşüz zaten dönerken direkt otostop pat pat pat devam ettik. İlginç bir olay oldu dönerken bizi bir BMW marka cabrio araba aldı. Otostopta ilginç şeyler olabiliyor. Hepsinin elimde olan fotoğrafları paylaşacağım. Maalesef o tur ile ilgili bir videomuz mevcut değil.

  Bu yazımda da size bir inat gibi bir şey üzerinde çıkıp, eğlendiğimiz güzel anılar elde ettiğimiz bir turumuzdan bahsettim. Yürüyerek il değiştirilir mi tabii ki yapılır mümkün böyle şeyler. Daha çılgın hikayeler yaşanmışlıklar yazmaya devam edeceğim. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ediyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…

 

 

Otostopa Nasıl Başladım?

Merhaba! Bugün değişik bir konu ile karşınızdayım. Bu bir iki gün içinde pek yazı ekleyemeyebilirim. Sebebi ise şu an otostopla Şanlıurfa’ya gidiyorum ve bu yazıyı da giderken durduğum Ankara’da yazıyorum. Turum bitince turumu da detaylı anlatacağım. Hatta gezdiğim illeri de ayrı ayrı anlatacağım.

  Şimdi benim bu çılgınlık serüvenim ne zaman ve nasıl başladı bunlardan bahsetmek istedim. Kendime ait bir sitem var ve dilediğim şekilde yazıyorum. Paylaşımlar yapıyorum ve sizlere hayatımdan, yaşadığım şeylerden bahsediyorum. Tabii her zaman değil. Bilgi içerikli yazılarımda oldukça mevcut :D. Banane senin hayatından diyor olabilirsiniz amacım sadece benim bilgi ve tecrübelerimden paylaşım ile sizin de tecrübe ve bilgi sahibi olmanız. Hani okuyarak anca bilgi sahibi olabilirsiniz bence ama uygularsanız tecrübeniz de olacaktır. Şu an okuduğunuz cümleyi bile Şanlıurfa’da tamamladım. Şu an Şanlıurfa’dayım. Saat sabaha karşı 04.54. Bu yazımı ekleyip istirahat edeceğim. Konumuza devam edelim.

  Otostop, değişik ve hoşuma giden bir kültür. Zevkli, farklı insanlarla konuşmak, yeni şeyler öğrenmek, tecrübe kazanmak ve daha sayamayacağım birçok şey. Bence bunların hepsi birbirinden mükemmel ve hatta mükemmel ötesi şeyler. Peki ben bu maceraya nasıl ve ne zaman başladım bunu konuşalım.

  Bundan yaklaşık 3 veya 4 yıl önce sanırım kendi başıma uzun denecek şekilde otostopa başladım. Yaklaşık 150 km civarındaydı ilk yaptığım otostop ve yine bir ramazan ayıydı. İstikamet İstanbul’du. Tecrübemiz yok yani pek bilmiyoruz tabii o sıralar. E5 karayolu üzerinden başladım otostop çekmeye. Tecrüben yok ne yapılır ne edilir. Akıldaki plan İstanbul – Lüleburgaz arası kaç saat diyorsun kendi kendine mesela 1.5 saat. Sonra he diyorsun ben hemen giderim. Ama öyle olmuyor o işler keşke olabilse yani. Araba beklemesi var, alan adamın az götürmesi çok götürmesi var. Bunların hepsi birbirinden çok önemli şeyler. Tecrübe olmadığı zaman bunları kendin tecrübe ediyor ve öğreniyorsun, güzel oluyor. Zaten mümkün olduğunca tecrübeyi kendimizin kazanmasına inanan bir insanım. Akıl ve mantık çerçevesinde tabii :D.

  O gün çıktım yola, sırtımda çanta, kafamda şapka ışıklardan bir otostop hooooppp Çorlu’dayım. Oradan devam ediyorum ama daha yolu da tam bilmediğim için Çorlu merkezde buldum kendimi. Oradan başka bir arabaya atladım ve Çorlu çıkışına kadar yardımcı oldu o abi de gitmeye devam ediyordum.

  Hani İstanbul’a atmaktır benim hedefim kendimi her zaman. İstanbul’a attıktan sonra bir türlü yolu bulunuyor ki o zaman ben Yalova’ya gidiyordum mesela. İstanbul’da Lüleburgaz’dan giderken E5 karayolunda girince Beylikdüzü, ama Avrupa otoyolundan girince de Mahmutbey tarafına düşüyorsun. Sonra zaten sora ede toplu taşıma ile hallediliyor. Bu arada İstanbul’da ulaşım çok ucuz yeter ki öğrenciyseniz. Öğrenci kartınız olsun gerisi çözülüyor.

  İlk otostop maceramda edindiğim tecrübeler çok güzel ve çok öğreticiydi. Güzel şeyler öğrenmiştim. Bundan sonraki otostop hayatımda dikkat edip uygulayacağım birçok şey. Her zaman arabanın gelmeyeceği mesela bunlardan birisiydi. Her gelen arabanın almayacağı, her alan arabanın seni direkt olarak hedefine götürmeyeceği ve daha çoğaltılabilecek birçok şeyi bunlara ekleyebiliriz. Siz de bana otostop maceralarınızı yazabilirsiniz paylaşır ve okuruz. Hepimiz tecrübeleniriz. 

  Bu yazımda otostopa nasıl başladığımı sizin ile paylaştım. Bu yazıyı yazdıktan sonra aklıma geldi şu an. Otostopa neden başladığımı da ekleyeceğim bir sonraki yazım hatta “Otostopa Neden Başladım?” olsun. Bunun ile ilgili de bana doğru gelen ve mantığıma oturan, sizin de mantığınıza oturacağını düşündüğüm şeyleri özveri ile size aktaracağım. Tekrardan kusura bakmamanızı diliyorum şu an bir seyahatteyim ve elimden geldiğince yazmaya, kaynak toplamaya çalışıyorum. Daha sonra bu kaynakların hepsini zaten sizin ile paylaşıyorum. Sizin ile bu yazımda keşke ilk otostop zamanından kalma birkaç fotoğraf olsa ve paylaşabilseydim. Ama maalesef yok. Olsun bundan sonra bir sitem olduğu için daha çok dikkat edeceğim. Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Her şey gönlünüzce olsun. Takipte kalıp yazılarımı okuyabilirsiniz. Allah’a emanet olun… 

Otostopa Neden Başladım?

Merhaba! Dün yazı paylaştım ve zaman bulup bugün de yazıyorum. Hala Şanlıurfa’dayım ve bugün ayrılacağım. Bir sonraki istikametim Gaziantep. Orayı da gezip güzelce anlatacağım.

  Otostopa da neden başladığımı düşüneceğinizi düşündüm açıkçası. Bu yazıyı yazıp, size bilgi verip, belki benimle aynı görüşe katılır belki de aklınızda bir fikir oluşur diye yazıyorum.

  Otostop benim için bambaşka ve çok ama çok önemli bir kültür. Yapma amaçlarımı detaylıca açıklayacağım. Aslında ülkemizde aşırı derecede yaygın olmayan bir kültür bu otostop kültürü. Yani en azından Avrupa ülkelerine göre öyle. Bu bana otostop çekerken olumsuzluklar çıkartmış olsa da ben yine de otostoptan vazgeçmeyeceğim ve vazgeçmek gibi bir niyetim de yok. Bakın bu gerçek ve ben de yalan söyleyen biri değilim zaten. Otostopta ben çok ama çok şey öğrendim. O kadar çok şey öğreniyorsun ki otostop çektiğin insanlardan, kafan tecrübe ile dolup taşıyor adeta ve ilk olarak bahsedeceğim en önemli artısı da bu zaten. Bu zamana kadar 60 yaşındaki teyzeden 20 yaşındaki gence kadar, tırından motoruna kadar çok çeşit taşıt ile de otostop çektim ve bu süre zarfında Allah’a şükür hiçbir zaman kötü bir insan ile karşılaşmadım. Sonuçta eğer senin niyetin iyiyse karşına iyi niyeti olan insanlar çıkıyor, yani çıkma ihtimali yüksek diyelim  .

  Otostop çektiğim insan eğer yaşı olan bir insansa bu insan aynı zamanda tecrübe deposu olmuş bir insandır ve hatta tecrüben taşan bir insandır. O kadar tecrübesi vardır ki anlatır ve sen de ya ben hiç bu açıdan düşünmemiştim dersin. Yani bana öyle oluyor. Mesela bir anımı kısa bir şekilde anlatayım hemen. Erzurum’a gittim. Dönerken otobüsler sabah erken olmadığı için otostop ile dönmeye başladım. Dönerken ederken bir araba durdu. Mercedes VIP Vito. Yani otostop çeken bir insana durdu bir de ben şok oldum bu durumda tabii ki. Erzincan’a gidiyormuş. Sağ olsun aldı beni Erzincan’a kadar götürdü. Çalıştığı yerden epey konuştuk. Kendisi özel şoförmüş. Bana işi ile ilgili yaşadığı sıkıntılardan, hoşuna gitmeyen durumlardan falan bahsetti ve beni çok etkiledi açıkçası. Çocukluğumdan beri kendi işini kurma hayali içinde olan bir genç kardeşiniz, arkadaşınızım. Adamın yaşadığı sıkıntıları duyunca aklımda ister istemez şöyle bir bilinç oluştu: “Ömer yarın öbür gün Allah izin verirse kendi işini kuracaksın. Senin de çalışanların olacak ve bak işte çalışanlarına neler yapılmayacağını böyle abilerinden öğreniyorsun.” dedim. Bu mesela benim için güzel bir tecrübe olmuştu. Daha sayamayacağım çoklukta tecrübeler var ama şimdi bu ilk olarak yazdığım tecrübe olayı benim için en önemli otostop çekme sebebim diyorum.

  Bir diğer sebep olarak bahsedecek olursam eğer otostop çektiğin yörenin insanı ile ilgili ciddi bir bilgi birikimin oluşuyor ve öğreniyorsun. Bunun için en iyi örnek bu sene kış ayında arkadaşla beraber yaptığımız Erzurum, Kars, Ardahan otostop turunda gördük ve öğrendik. Diyeceğim önemli bir şey eğer yöre insanı hakkında bilgi edinmek gibi bir amacınız olursa otostop birebir bir tercih olacaktır diyebilirim. O tura keza şu an Güneydoğu’dayım ve burada da aynı şekilde yöre insanı hakkında ciddi bir bilgim oluştu. Bize medya yolu ile yanlış aktarılan olayları direkt olarak birinci ağızdan duymak çok şey değiştiriyor diyebilirim. İster inanın bu dediğime ister inanmayın ama benim kendi gözlemim bu.

  Heh. Bu belki garip gelebilir ama çok fazla araba değiştirdiğiniz için araba piyasası, araba kalitesi ve konforundan da haberiniz ister istemez oluyor. Çok lüks arabalara da bindiğim oldu, çok kötü arabalara da. Alan insan iyi olsun da gerisi teferruat gerçekten.

  Bu yazımda bana göre mantıklı ve doğru sebepleri ile neden otostop çektiğimi ve bu işe neden başladığımı anlattım. Siz de bu şekilde düşünüyor olabilir ya da olmayabilirsiniz. Farklı düşünceler bizi daha da özelleştirecektir. Bu sebepten dolayı siz de düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim. Bir dahaki yazıda görüşmek üzere diyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum.