Profesyonelliğe Geçiyoruz!

  Yine uzun zamandır yazı yazmayan bendeniz yazarınız olan Elektrik – Elektronik Mühendisi adayı Ömer Faruk ŞAHAN tam olarak monitörünüzdeki ekranda şu an okuduğunuz yazıları yazıyor. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazımdan sonraki yazılarda bakın özellikle belirtiyorum çünkü bu yazıda da planladığım tarzda şeyler olmayacağı için bu yazımdan sonraki yazıların hepsinde son derece profesyonel bir şekilde yazmaya özen göstereceğim.

  Buraya kadar internet sitemi her ne kadar özenli ve düzenli kullanmaya çalışmış olsam bile bir mühendise yakışmadığını düşünmeye başladım. Sitemin içeriği ve haritası aynı şekilde kalıp değişmeyecek olup yalnızca yazacağım yazılarda, ekleyeceğim fotoğraflarda bence önemli ve sizin için de okurken önemli olacağını düşündüğüm değişiklikler olacak. Bunların hepsini aşağıda sıralayıp, bu zamana kadar olan dönemdeki yazılmış olan yazılara noktayı nazik bir şekilde koyup, yeni hatta yepyeni bir şekilde yazmaya başlayacağım.

  Şimdi gelin hep beraber bu zamandan sonra sitemde olacak olan değişiklikler hakkında biraz sohbet havasında güzel bir yazı yazalım bakalım. Hatta maddeler halinde yazsam okunması açısından daha güzel olacağını düşünüyorum.

1)      Eskiye bakarak bu vakitten sonra yazacak olduğum yazılarda alt başlık vermek ki bu hiç yapmış olduğum bir şey olmadığından dolayı bu konu hakkında çok ama çok dikkat edip yazıların okunmasını ve SEO etkileşimini yükseltmeye çalışıp profesyonelliğe bir adım daha yaklaşmış olacağım.

2)      Kullandığım fotoğrafların boyutu çok yüksek olduğu zaman tarayıcılar bu fotoğrafları açmakta zorlanıp okuyucunun canını sıkabiliyor. Fotoğrafları yüklerken kaliteden ödün vermeyeceğim ve buna da ek olarak fotoğraf boyutunu olabildiğince düşük tutup olabildiğince hızlı açılması konusunda çalışmalarımı sürdüreceğim.

3)      Yazacağım yazılar arasında fazla ara vermeden, sitemin unutulmasını da önlemek amacı ile düzenli periyotlar halinde yazı yazmaya devam edeceğim (Haftada bir, iki haftada bir, stuff like that).

4)      Bu zamana kadar yapmadığım bir hata olmasına rağmen yine de yazma gereği duydum. Konu ile alakası olmayan fotoğraflar asla paylaşmayacağım. Olabildiği kadar konu ile alakası olan fotoğraflar paylaşmaya özen göstereceğim.

5)      Paylaştığım yazıların paragraflarının biraz uzun olduğunun farkındayım bu konuda da düzenlemeye gidip paragrafları sıkmayacak kadar uzun tutup, aralarına da konu ile alakalı olarak düzenli bir şekilde fotoğraf yerleşimi yapacağım.

6)      Bir hatamı daha fark ettim keşke daha önceden önüne geçebilseydim diyorum şu an. Belki neden böyle olduğunu açıkladıktan sonra bana hak verirsiniz. Ben genelde olayların olduğu anı doya doya yaşamayı seven bir insanım. Yaşıyorum ki bütün an aklımda çakılı kalsın diye. Fark ettikten sonra bu konuya da dikkat edip, katıldığım etkinlikler, yapmış olduğum geziler, otostop turlarım ve daha sayamadığım diğer şeylerde elimden geldiğince çok fotoğraf veya video çekip size de göstermeye çalışacağım.

7)      Sadece bloğumda yazı yazarken değil otostop çektiğim zaman gezerken de videolarda bazı hatalarımın olduğunu fark ettim. Mükemmel bir kameraya sahip değilim. Sesten dolayı olan sıkıntıları telefonum ile video çekerek çözebilirim. Bunlara da ek olarak videolarda sadece yolu ve nasıl gidileceğini anlatmayıp aynı zamanda bindiğim araçta da insanlar ile sohbet edip izinleri olursa sizin ile paylaşmaya çalışacağım.

8)      İçeriklerimi daha özgünleştirip zenginleştirmeye ve siteye olan ilginin artmasını sağlamaya çalışacağım. Ne kadar özgün ve zengin içerik o kadar okuyucu kitlesi demek olduğunu düşünüyorum.

9)      Okumuş olduğum kitaplar hakkında da düzenli olarak okuyup bitirdiğim kitapları ve okurken nelere dikkat ettiğim ile ilgili notlarımı da burada paylaşacağım ki okuyacak olanlar o kitabı okumadan önce nasıl sürprizler ile karşılaşacaklarının farkında olsunlar bu da okuyup okumamak konusunda ufak da olsa bir fikir sahibi yapar diye düşünüyorum.

10)   Son madde olarak mesleğim ile çok fazla şeyler paylaşmadığımı düşünüyorum. Bu konu hakkında da özel olarak ilgileneceğim. Şu an üzerinde çalıştığım bir proje var. Neticelendiği zaman detayları ile paylaşacağım.

  Profesyonel olma konusunda aklıma gelen 10 maddeyi güzel bir şekilde açıklamaya çalıştığımı düşünüyorum. Bundan sonra yukarıda yazmış olduğum konulara olabildiğince sadık kalacağım.

  Uzun zamandır yazı yazmamıştım şimdi yazınca baktım ki dolmuşum bana da iyi geldi yazmak. Ara vermemek gerekiyor istikrarlı bir şekilde yazılarımı yazmaya devam edeceğim. Okumuş olduğunuz için teşekkür ediyorum, bloğumu takip etmenizi tavsiye ediyor ve hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

 

  

Yunanistan Vize Reddi

Merhaba! Başlıktan da anlaşılacağı üzere Yunanistan’dan yapmış olduğum vize başvurusundan ret aldım. Bugün size bunu bütün detayları ile anlatacağım. Hadi başlayalım.

Hem yurt dışını merak etmem hem de yurtdışındaki akrabalarımı görmek istememden dolayı yurt dışında Avrupa’da birçok ülkenin anlaşması olduğu Schengen vizesine başvurmaya karar verdim. Yunanistan’dan vizeyi alıp İpsala sınır kapısından yine otostop ile yola çıkmaya karar vermiştim. Planlarımın hepsi hazırdı. Yunanistan’da Selanik’te kalacağım yeri de ayarlamıştım Couchsurfing ile. Selanik’te bir gece Türk bir arkadaşın yanında konaklayıp oradan sonra Makedonya ve Kosova’yı detaylı şekilde gezip yavaş yavaş Almanya’ya kadar gidecektim. Planım falan her şeyim hazır. Vize için Yunan başkonsolosluğunu aradım ama onlarda randevu olmadığını öğrendim ve onların aracı şirketine yönlendirmeleri sonucunda randevumu aldım.

Annem öğretmen olduğu için annemin bana sponsor olmasını istedim. Belirtilen belgeleri kendim için ve annem için hazırladım. Randevu günü Edirne’de yer alan merkeze başvurdum. Birkaç evrakta eksik falan vardı tamamlayıp ertesi gün tekrardan geldim. Bu arada hayatım otostop olduğundan ilk gün bir istisna yaptım ve otostop ile gitmedim. İlk gün atladım minibüsümsü bir şeye ve doğru gittim Edirne’ye. Bu arada Lüleburgaz – Edirne 15 tl. Bunu yazdığım tarihlerde geçerli olan fiyat yani 😊. Vize şirketine gittik hesap doküman bilgilerinde eksik olduğunu falan öğrendim. Onları tamamladım. Annemin okuldan alması gereken bir diğer evrak da eksikmiş. Tamamlayıp ertesi gün geri geldim.

Belgelerimi eksiksiz bir şekilde teslim ettim. 3 gün içinde dönüş olacaktır dediler. Tamam dedim ben de geldim eve. Bir gün gezerken telefon geldi ve konsolosluğun babamın belgelerini de istediğini söyledi. Ben de hemen hazırlatmaya başladım evrakları. Evrakları hazırlayıp ertesi gün teslim etmeye götürünce evrakların tarihinin geçmiş olduğunu bazılarında bazı şeylerin eksin olduğunu falan gördüm. Bir hafta daha uzamıştı bütün bunlar olurken benim işim. Evrakları da sağ salim teslim ettim ve bir telefon daha. Konsolosluk sizi mülakata çağırıyor. Tamam dedim geliyorum. İş canımı sıkmaya başlamıştı. 21 Ağustos 2019 da vizeye başvurdum normalde 3 gün süren vize işi uzadıkça uzuyordu. Araya 30 Ağustos falan girdi hep uzadı. Mülakata gittim. Orada bana sorulan soruları aşağıya aynen yazıyorum.

Neden gidiyorsun?

Neyle gideceksin?

Kaç kardeşsiniz?

Annen ne iş yapıyor?

Neden mühendislik seçtin?

Mühendisliği seçme sebeplerin arasında babanın da mühendis olmasının etkisi var mı?

Bu şekilde bazıları alakasız birçok soru sordular bana. Ben de hepsine teker teker cevaplarını verdim tabii ki. En son mülakat bitti kalktım. Hemen bir detay vereyim mülakat olurken siz Yunan birisi ile aynı masada oturuyorsunuz. Onun da yanında Türk bir tercüman oturuyor. En son bitince sordum bir sıkıntı olup olmayacağını. Olumlu veya olumsuz bir şey deyip demeyeceklerini sordum ve sıkıntı olmayacağını bana söylediler. Eyvallah dedim ve mutlu bir şekilde konsolosluktan çıkıp eve doğru otostop yapmaya başladım. Bu arada arkadaşlar bana konsolosluktaki çalışan yarın gidip pasaportumu vizeye başvurduğum yerden alabileceğimi söylediler. Yani aşırı derecede bir ciddiyetsizlik var. Ertesi gün Edirne’ye geldim ve pasaportum hala konsolosluktaymış. Çıldırdım. Hayır yani otobüsle gelsem 15 liradan 6 sefer falan yaptım. 15 gidiş 15 dönüş 30 lira sadece bir günde vereceğim para. Otostopun bir faydasını daha görmüş olduk 😊. O gün de pasaportum gelmemişti ben dedim herhalde bir sonraki haftaya sarkar diye. Ama şaşırdım ve cuma gününe kadar hazırdı. Bu seferde yine otobüsle gittim ve pasaportumu aldım. Sonucu görünce ufak bir üzülme oldu. Çünkü bir dünya masraf yaptım ve reddedilmesi vize başvurumun hiç hoş değildi. Vardır bir hayır dedim ve çıktım oradan. Edirne’de bir arkadaşım yaşıyor onun yanına gittim biraz sohbet ettik falan ve son kez Edirne’den bir daha ayrılmamak üzere otostop ile uzaklaştım. Büyük ihtimalle bunun videosunu da ekleyeceğim. Sonuç olarak vizemi alamadım. Vizemi alamama sebebim ise verdiğim bilgilerin doğruluğunu tespit edememişler. Yani benim gidip geri dönmeyeceğimi falan sanmışlar işte. Hatta direkt o maddeyi buraya yapıştırıyorum. “The information submitted regarding the justification for the purpose and conditions of the intended stay was not reliable” Bu maddeden dolayı vize başvurum reddedilmiş oldu. Şimdi size yapmış olduğum bütün masrafları yazıyorum.

İlk önce bir sağlık sigortası yaptırdım ve bu 73.15 TL. Pasaport, kimlik ve annemin öğretmen kimliği gibi fotokopiler 3.5 TL. İlk giderken Lüleburgaz – Edirne arası 15 TL yol ücreti. Vize başvurusu konsolosluktan olacaksa 60 Euro eğer vize merkezi ile olacaksa 20 Euro da onar komisyon alıyorlar ve 80 Euro vize masrafı oldu. Bunu da ben düz olarak 1 Euro = 6.5 TL diyeceğim. Vize masrafı da 520 TL oldu. En son olarak da Lüleburgaz’dan Edirne’ye pasaportumu almak için 15 TL otobüs parası ödemişim. Bir de yemek falan yedim onlara da 10 TL dersek hepsi bu. Bakalım toplamda kaç para harcamışız? Toplam yapmış olduğum masraf 626.65 TL olmuş oldu ve ne yazık ki elimde avucumda da ne vize var ne de yurt dışı.

Üzgünçlü bir hikaye oldu bu anlattığım. Ama ben bunda da bir hayır olduğunu düşünüyorum. Anlatacağım her şey bu kadardı. Sorunuz olursa çekinmeden yazabilirsiniz bana. Şu an Marmaris’teyim. Konu ile ilgili video çekersem yükleyeceğim. Takipte kalın. Yeni yazılar gelecek diyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…

Otostop İle İlgili Önemli Bir Açıklama!

Merhaba! Neden içerik gelmediğinden bahsedip başlıktan da anlayacağınız üzere önemli bir açıklama yapacağım size şimdi. Yurt dışında tur yapma planım var ve bu sebeple vize başvurusu ile uğraştım. Epey uzun işleri falan var. Hepsini size anlatacağım vizem onaylanırsa da onaylanmazsa da. Açıklamamıza gelelim şimdi de…

  Otostop çekmeyi artık hayat tarzı edinmiş olan birisiyim. Zevkli ve keyifli bulduğum için bu işi okulum bitene kadar bırakmayı düşünmüyorum. Ama benim adım Ömer ne yapacağım pek belli olmuyor. Ondan şimdilik bir şey demiyorum.

  Otostop çekerken çok kez polislere denk geldiğim oldu ve bana çok mantıklı şeyler söylediler hem de hepsi. Otostop çekerken insanların neden almak istemedikleri ile çok fazla olay duydum. Biraz bunlardan bahsedeceğim. Sonra da açıklamamı yapacağım.

  Mesela siz otostop çektiniz. Sizi alan araç kaza yaptı. Bu durumda kesinlikle şoför suçlu hem de kesinlikle. Sebebini ben de bilmiyorum ama ne yazık ki size yardım etmek isteyen o insan suçlu. Özellikle otostop çeken kişi reşit değilse daha büyük bir problem oluyormuş. Bunu duyunca ben de otostopta almayan insanlara hak verdim. Yine de yardımcı olmaya çalışan insanlara sonsuz teşekkürler olsun. Bazen otostopta almayan insanlara çok sinir oluyorum onlara bana el kol falan yaptıkları için. Ama onlara da hak vermek gerekiyor. Hak verelim vermesine de el kol yapmadan yolunda dosdoğru gitsin işine baksın işte. Korna çalan laf atan el kol hareketleri falan. Neyse sakinim.

  Şimdi benim açıklama yapma vaktimde sıra. Allah korusun yarın öbür gün beni otostop çekerken almış olan birisi ile herhangi bir kazaya karışmak gibi bir durum olursa bunda beni otostop çekerken alan yardımsever insanın hiçbir türlü suçu yoktur ve kendisine de hiçbir türlü dava açılmayacaktır. Reşit olduğum için benim verebileceğim sözler geçerli olup kendi ailemin de yapmış olduğum işlerde rızası olduğu için onlar da Allah korusun olası bir kaza durumunda hiçbir türlü hak iddia etmeyeceklerdir. Ben otostop çekmeyi sevdiğim için, keyifli bulduğum için yapıyorum ve yapmaya da devam edeceğim. Başta ailem olmak üzere kimsenin böyle bir olay sonucunda hak iddia etme hakkı yoktur.

  Yukarıda yapmış olduğum açıklamanın en kısa zamanda videosunu da ekleyeceğim. Kurulan cümleler tamamen bana aittir. Tekrar söylüyorum otostop sırasında herhangi bir olumsuzluk ile karşılaşılırsa başta ailem olmak üzere kimsenin bir hal iddia etme şansı yoktur. Her şeyden ailemin de haberi olduğu gibi bu işi de yani otostopu tamamen kendi rızam ile yapıyorum. Kimsenin herhangi bir suçu yoktur.

 

  Yapmış olduğum açıklama eğer otostop ile gezenler varsa onlar için de umarım açıklama niteliğinde olmuştur. Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Takipte kalın, güzel projelerimiz olacak ve hepiniz Allah’a emanet olun…

Marmaris (İçmeler) Tüplü Dalış

  Merhaba! Yeni, yepyeni bir konu ile karşınızdayım. Başlıktan da anlaşılacağı üzere tüplü dalış yaptık. Bugünkü yazımın konusu Muğla ilinin Marmaris ilçesinde bulunan İçmeler bölgesinde yaptığımız tüplü dalış. Fazla uzatmadan başlayalım hemen…

  Bildiğiniz üzere otostopla 24 saatte Lüleburgaz’dan Marmaris’e kadar gittim. Bu gidişimde pek fazla bir gezi olmadı daha çok yüzmeye denize falan gittim. Marmaris’teyken ablamın işyerinden bir abisinin aracılığı ile tüplü dalış yapmaya karar verdik. Hazırlıkları tamamladık ve günü falan belirledikten sonra çıktık yola. Öncelikle sabah kalktık ve ablamın işyerinden arkadaşı ki bundan sonra Barış abi olarak bahsedeceğim abimiz ile buluştuk. Bindik arabaya ve Marmaris merkeze sanırım 10km. civarında uzaklıkta olan İçmeler’e doğru yola çıktık. Tekneye gittik ekibin ve herkesin toplanmasını bekledik. Biz beklerken de Barış abi gidip bize poğaça falan aldı. Biz de yedik karnımızı doyurduk. Ekip toparlandı ve yavaştan yola çıktık. Ya şaka gibi ama tekne çok yavaş gidiyordu. Tekne ile güzelce açıldık ve koya yanaştık.

  Koya yanaştıktan sonra bizimle gün içerisinde en çok ilgilenen Bedirhan isimli Bedo lakaplı eğitmenimiz bize gün içerisinde neler yapmamız gerektiğinden, dalarken nelere dikkat etmemiz gerektiğinden falan bahsetti. Yani her şey dinlendikten sonra hiç bilmeyen ben de yapabiliyoruz ve siz de eminim ki yapabilirsiniz. Çok aşırı derecede zor olan şeyler değil zaten. Burnu sıkıp kulak basıncını dengelemek gibi falan. Bunların hepsini bize dalışa başlamadan önce anlattı. Her yerde de anlatılır. Ama hiç korkmayın unutmuş olsanız bile size suyun altında yardımcı olacak en az 4 tane eğitmen oluyor. Bize dalış eğitimi verirken demişlerdi mesela siz bizi görmezsiniz ama biz sizi görürüz diye. Ben buna inanmamıştım ama gerçekten de öyleymiş. Herhangi bir hareketimizi görüp ona göre önlem alıyorlar. Biz dalarken herhangi bir sıkıntı olmadı. Sadece birisi epilepsi hastası olduğu için nöbet geçirdi ama o da zaten olabilecek olan bir şey ve maalesef önlemi alınmıyor. Bunun dışında herhangi bir sıkıntı olmadı.

  Biz dalışa ben ablam ve Burak yani ablamın eşi beraber gittik. Üç kişi aynı ekip içerisindeydik ve beraber dalış yaptığın zaman suyun altında da eğlenebiliyorsun. Nitekim bunun videosu da mevcut zaten. Dilerseniz aşağıda izleyebilirsiniz.

  İlk dalış yapıldığı zaman kimse bir şey bilmediği için ilk önce suya alışma süreci oluyor beş dakika civarında sadece maske ve regülatör takılı iken suyun altına bakıp suya alışmaya çalışıyorsunuz. Daha sonra eğitmen sizi kolunuzdan tutuyor ve onunla beraber yavaş yavaş suyun altına güzelliklere dalmaya doğru iniyorsunuz. İlk dalış yaparken biraz heyecan olabilir ve basınç iler kulaklarınız ağrıyabilir hepsi tamamen normal olan şeyler endişelenmeye hiç gerek yok. Zaten eğitmen yanınızda olduğu için her şey kontrol altında oluyor. Siz sadece verilen talimatlara uyun gerisi teferruat.  İlk dalış yaparken bizim daldığımız ekipte kendi kameramız ile çekime izin verilmedi. Haklı buldum. Sonuçta daha önce suya falan dalmamışım yani gayet normal olan bir şey. İlk dalışta onlar kendileri isteğe bağlı olarak sizin video ve fotoğrafınızı çekiyorlar. Tabii ki de ücreti mukabilinde oluyor bunların hepsi. Ama bu konuda da asla bir zorlama yok. İster çektirirsiniz ister çektirmezsiniz. Ama ben çektirmenizi öneriyorum size. Sonuçta bir daha nasıl, ne zaman, nerede dalış yapacaksın da elinde fotoğraf olacak. Bir kere oluyor böyle şeyler. Ondan acımaya gerek yok. Ver yansın…

  İlk dalışı yaptık. İlk dalıştan pek bir şey anlamadık aslında her şey hızlı gelişti ve ablamlarla bir fotoğrafımız bile olmadı ilk seferde. Biraz bu durum üzmüştü ama ikinci dalışta Barış abi ben sizi çekerim demişti. İlk dalıştan sonra kalktık geldik ve oturduk. Herkes dalışlarını yapıyordu. Yukarıda biraz güneşlendik falan sonra aşağıya inip öğlen ekmek arası veriyorlar biz de öğlen ekmek aramızı yedik. Ben kamerama ip bağlıyordum suyun altında elimizden kaymasın diye. İpi bağlarken bir jetski yanaştı tekneye. Tekneden bir abinin adı Evrim (herkes ona teknede Evo diyor Bedirhan’a Bedo dendiği gibi) arkadaşıymış. Ben de hayatımda hiç binmemiştim jetskiye. Rica ettim ve beni bir tur attırdı ama mükemmel bir duyguydu. Videodan da belli oluyordu zaten. Sürat hastası ben ve bu kadar süratli giden bir jetski. Her şey çok güzeldi. Kısa bir tur attık ve teknemize geri döndük. O abiyi tanımıyorum ama ona da buradan sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Tekneye geri döndüm ve ilk koydan ayrılıp ikinci koya gelmek için beklemeye başladık. Maceralar bitmek bilmiyordu tabii ki.

  Yeni koya geldik ve gemi demir attı. Ne tesadüftür ki yan tarafta da dalış yapan bir geminin demiri bizim geminin demirine takıldı ve yaklaşık olarak yarım saat demirleri kurtarma işi ile uğraştılar ve başardılar. Koya yanaştık. Barış abi bizi en son alacağını söyledi. Sanıyorum ki daha çok suyun altında zaman geçirebilmek içindi. Herkes birer birer dalıyordu ki o sırada epilepsi hastası olan abi bir nöbet geçirdi. Müdahaleler edildi ve kolaylıkla halledildi. Dalış sırası bize gelmişti ve videoda da anlattığım gibi her şey basit bir şekilde görevliler tarafından yapılıyor ve sizi hediye paketi yapıp suya atıyorlar. Kıyafetlerimizi giydik, paletlerimizi giydik, ağırlık kurşunlarımızı taktılar ve en son tüpü bize bağladılar hooopp suyaaa. İlk suya atılınca biraz su yutabilir ve gözlüğünüze de su kaçırabilirsiniz ama bunlar sorun değil. Her güzelliğin bir kötü yanı vardır elbette.

  Suya daldık ama dalmadan önce benim gözlüğüm değişik bir şekilde çok fazla su alıyordu. Bedo sağ olsun beni su yüzeyine çıkarttı ve hemen gözlüğü halledip tekrardan geriye daldık suya. Fotoğraf ve videolarımızı çekip küçük balık dostlarımızı güzelce besledik. Dikkat edin elinizde ekmek varsa elinizi de tatlı bir şekilde ısırabiliyorlar. Hafif bir kaşıntı oluyor hepsi bu kadar. Dalışımız çok güzeldi. Suyun altı üzeri gibi apayrı bir cennet. Hepinize tavsiye ediyorum.

 

  Bu yazımda elimden geldiğince hayatımda ilk kez yapmış olduğum su altı tüplü dalışından bahsettim. Dilediğiniz soruyu bana sorabilirsiniz. Zaten ablamlar ve ben de bir yıldız dalış sertifikası alıp daha sonra onu üç yıldıza yükseltene kadar her şeyi yapmaya, gerekli evrakları almaya karar verdik. Bu dalış sertifikasını aldığım zaman da size detaylı şekilde anlatmaya çalışacağım. Anlatacaklarımın hepsi bu kadardı. Umarım sizin canınızı okurken sıkmamışımdır. Takipte kalmanızı öneriyorum. Şu an vize başvurusu yaptım. Onaylanırsa yurt dışı seyahatim olacak ve çok güzel içerikler çıkacağını düşünüyorum. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Takipte kalmanızı öneriyor, sizleri seviyor ve hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Yaz Okulu

  Merhaba! Uzun zamandır yoktum birileri demiş öldü ancak yanıldılar ki kral geri döndü. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama uzun ara vermemek üzere geri geldim dostlarım. Lafın belini fazla bükmezden evvel bugün “Yaz Okulu” adlı konumuzda akıllardaki soruları gidermeye çalışacağız. Bildiğiniz üzere yani biliyorsanız yaz okulum bitti şimdi edindiğim bilgi ve tecrübeleri sizinle paylaşma vakti. Fazla uzatmıyor ve yaz okulunu anlatmaya başlıyorum.

  Videoda da belirttiğim gibi aşırı çalışan bir öğrenci değilim ama gerekli olan konular varsa da elimden kurtulamaz. Bazı derslerim kaldı ve bu dersler dönemlik dersler. Matematik ve fizik gibi. Ne yazık ki ben üniversite sınavına girerken de üniversite de “Mat2” denen ve sadece integralden oluşan bölüm ile uzaktan yakından alakam yoktu. He çalışsam onu da yapardım herhalde ama hem hocamız kıldı hem de ben hazırlık okumayıp kendim çok sıkı bir şekilde İngilizce çalışmaya verdiğim için kendimi bazı derslerde ofsayt durumu oldu. Pişman olduğumu söyleyemem sonuçta boşa zaman geçirmeyip İngilizce çalıştım. Fazla uzatmayıp konuya dönsem iyi olur 😊.

  Yaz okulunu size kısa bir şekilde anlatayım hemen. Döneminizde okurken kalmış olduğunuz ya da düşük bir not ile vermiş olduğunuz dersleriniz olabilir. Bu gayet doğal bir şey. Sonuçta öğrenciyiz. Dikkat edip bırakmamak daha önemli tabii. Neyse dediğim gibi bu şekilde olaylar yaşamış olabilirsiniz ve benim gibi dönemde ben bu derslere tekrar çalışmam abi diyen dostlarımdansanız eğer yaz okulu tam size göre bir şey oluyor bu durumda. Hayatınızda bir kez yapmak şartı ile size önerebilirim. Eğer karar verirseniz yaz okuluna akademik takvimde de yazıyor tarihleri ve ders seçiminden önce hangi dersi hangi hoca veriyor hepsi internet sitesinde belirtiliyor. Eğer yaz okulu yapacaksanız bunu kaçırmamanızı öneriyorum. Dipnotu geçtik şimdi devam edelim. Mesela ben mat2’den kalmıştım. Kaldığım derslerimden biriydi bu. Daha var da fazla uzatmak istemiyorum. Çok kapsamlı bir ders ve bir dahaki dönemde de tekrardan aynı hoca verecek büyük ihtimal ile o dersi. Hem kapsamlı olması hem de hocanın aynı olması hele bir de kıl bir hoca ise çalışmayabilir ve belki dört yıl boyunca o dersi peşinizde sürükleyebilirsiniz. Bu durumda imdada dediğim gibi yaz okulu koşuyor. Yaz okulunda devamsızlık yapmadan güzel bir şekilde derslere giderseniz inanın bana hocalar da eğer insaflı ise elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Bir daha da dönemde o derslerle uğraşmıyorsunuz. Tabii her şey anlattığım gibi kolay değil yani hepsi avantaj değil yaz okulunun. Biraz da dezavantajlarından bahsedip sizi darlamadan salacağım.

  Keşke her şey dediğim gibi olsaaaa… Yaz okulu dönem dışı bir şey olduğu için okulun gelirlerinin de karşılanması gerekir elbette. Hem bu sebepten hem de eğitimcilere verilmek maksadı ile belli bir ücreti oluyor bu yaz okulundaki derslerin. Benim okulumda fiyat kredi başına 35 TL’ydi. Mesela mat2 4 kredi ise 140 TL bir ücreti oluyor. Ücret kısmı yaz okulunun bahsedebileceğim ilk dezavantajı olabilir. Bunun akabinde ise bizim okulumuzda yaz tatili 4 aya yakın bir süreydi. Bu süre yarı yarıya düşüyor ama bu sadece bir kereye mahsus okulun uzamaması için yapılabilecek bir şey. Bu tabii ki de benim görüşüm. Diğer bir dezavantajı videoda belirtmeyi unuttuğum ise günlük ders programları aşırı derecede yoğun oluyor. Haftada 8 saat mat2 gördüm ben mesela. Hem de tek günde. Zor ama bitti. Garip geçti yani. Hızlı oldu hem de. Ücret ve yaz tatili kaybı yaz okulunun dezavantajlarından sayabileceklerim. Aklıma anlatabileceğim herhangi bir şey gelmedi şu an. Eğer eksik gördüğüm kısım olursa ekleyeceğim.

 

  Bu yazımda yaz okulu ile kısa ve öz bir bilgilendirme yapmaya çalıştım. Konu ile ilgili videoyu da kanalıma yükleyip linki aşağıya bıraktım. Umarım sıkılmamışsınızdır. Teşekkür ediyor artık daha sık yazacağımı belirtiyor takipte kalmanızı öneriyor ve siz değerli insanları Allah’a emanet ediyorum…

Düzce – Samsun Otostop

  Merhaba! Uzun zaman oldu yazamıyorum. Bulduğum her fırsatta da bilgisayarın karşısına geçip yazmaya çalışıyorum. Bu yazımda sadece otostop macerasından bahsedeceğim ve çok uzun soluklu bir yazı olmayacak. Başlıkta da dediğim gibi bu yazımda Düzce’den Samsun’a otostopla nasıl gittiğimi anlattım ve sadece otostoptan bahsettim. Güzel ve zevkli bir maceraydı, sonuçta gezmek neresi eğlencesiz olabilir ki?

  Gidişimin üzerinden bir haftadan fazla zaman geçmiş ama yoğunluktan ötürü yeni yazabiliyorum işte. Perşembe günü çıktım yola. Yaz okulundayım zaten bu sebepten dolayı da dersi ekmek istemedim ve dersim bittiği zaman yola çıktım. Saat 16.30 sularıydı yola çıktığım zaman. Direkt otostopla merkeze indim hemen. Okuldan da otostopla gittim. Geçen Şanlıurfa’ya giderken belediye otobüsü ile gitmiştim bir daha asla. Hemen okuldan çıktım ve tek otostop ile merkeze geldim. Sonra devam edip otogar gişelerine gidebilmek için de bir otostop çektim ve Beyköy’e giden bir abimiz aldı beni ve gişelere kadar bıraktı. Her şey rast gidiyordu taaa ki gişelerin oraya çıktım ama trafik tahmin ettiğim kadar yoğun değildi. İstanbul yönü kadar yoğun değildi diyeyim daha doğru olur.

  Ben Karadenizli olduğum için sürekli olarak kullanıyoruz o yolu. Yılda bir ya da iki kez. Son zamanlarda çok fazla kullandım o yolu. İstanbul’dan yola çıkıp hatta Edirne’den çıkıp Samsun, Giresun ve Erzincan, Erzurum gibi yerlere gidebilmek için tem otoyolundan Bolu ilini geçtikten sonra Gerede gişelerinden ayrılıp artık ücretsiz yoldan yola devam etmek gerekiyor. Videoda da her şeyi detaylı bir şekilde anlattım zaten. Ülkemizde iki otoban var. Bizim kullandığımız yani Karadeniz ve Doğu Anadolu tarafına giderken kullandığımız yol Avrupa Otoyolu olarak geçer ve ücretlidir. Minik bir bilgilendirme de yapalım.

  Ne diyordum Edirne’den çıktın yola Karadeniz’e doğru gideceksen eğer Gerede gişelerinden ayrılıp yola devam ediyorsun. Merzifon’a kadar zaten tek bir yol var. 310 kilometre civarı o yolu takip ediyoruz ve yol ayrımına geliyoruz. Eğer Karadeniz’e devam edecekseniz Merzifon’dan sonra Havza yani Samsun yönüne doğru dönüyorsunuz. Eğer ki Doğu bölgesine gitmek istiyorsanız bu sefer Amasya istikametini takip etmeniz gerekiyor. Zaten devir teknoloji devri olduğu için navigasyon her şeye yardımcı oluyor. Evet şimdi ben neler yaşadım ona bakalım.

  Dediğim gibi gişelere çıktım on dakika falan bekledim herhalde sonra bir abimiz geldi aldı beni adı da Bektaş. Düzce’den alıp beni Gerede’ye kadar bıraktı sağ olsun güzel ve hoş bir sohbet oldu. Okursa belki buradan kendisine de beni götürdüğü için teşekkür ediyorum. Gerede de indim ve Samsun yazısını açtım. Ya arabalar geçiyor ediyor ama alan falan yok. Dedim ben başlayayım yürümeye bari çünkü namazı da kılmamıştım bu sebepten dolayı yürüdüm. Yürürken bir araba yanaştı. Plakaya bir baktım 27. Ne alaka falan söylendim kendi kendime, fazla da düşünmeden bindim arabaya. Bu zamana kadar çok otostop çektim ama bu kadar da telefonla konuşan gördüğüm ilk insandı sanırım. Tavukçu Kemal abi. Evet dediğim gibi gerçekten de işi gereği o kadar çok telefonla konuşuyor ki yani bir çağrı bitmeden diğeri geliyor o gelirken diğeri falan. Artık o kadar samimi olduk ki hem sigara da içiyor, içmesi lazımmış öyle dedi yani bana ben de saygı duydum ve bir zamandan sonra sigarasını ben çıkartıp yakmaya bile başladım. Samimi olmuştuk ve eğlenceli geliyordu. Benden önce de otostopa birilerini almış onlardan falan konuştuk, epey bir sohbet ettik anlayacağınız. Nereye gideceğini de sordum kendisi Amasya’ya kadar gidiyormuş. Beni de Merzifon otogarına kadar bıraktı. Normal şartlarda 4 hatta 5 saatten de az sürmeyecek olan yol Kemal abinin dikkatli ve hızlı şoförlüğü sayesinde 3 saat gibi bir zaman içerisinde bitirebildik. Daha önceden de böyle hızlı yolculuklar olmuştu bu ilk değildi zaten. Güzel yolculuğumuz Kemal abi ile Merzifon’da ayrıldı ve ben ondan sonra yola devam ettim. Baktım saat geç olmuş, hemen terminale gittim ve namazı kıldım. Kılmadan önce de yazıhanelere teker teker sordum acaba Samsun’a bilet var mı diye ama kimsede de yokmuş. Allah’tan son bir firma kaldı ve ona sordum. He otostopla devam edemez miydim elbette ederdim ama hem gece oldu hem de bilet ucuz gidilecek yola göre dedim ben de gece uğraşma eve az daha erken git atladım otobüse açtım filmimi izleye izleye gittim.

  Bindiğim araba Bafra arabasıydı. Bu sebepten dolayı da Atakum tarafına geçecekti ben de yol üzerinde kaptanla beraber indim. Çünkü servis yokmuş otogardan kaldırmışlar, benim de arabanın Bafra’ya gitmesi çok işime yaradı. Güzel oldu. Videoda bundan bahsettiğimi hatırlamıyorum tam bahsetmesem de şimdi bahsettim. Otobüsten indim ve teyzeme doğru ağır ağır yürüdüm.

  Bu yazımda gezme tozma yok, sadece otostop var dediğim gibi. Ama güzel anıların da olduğu bir otostop oldu. Zaten otostop çekme amacım her zaman böyle güzel anılar ve güzel insanlarla tanışmak olduğundan dolayı yapıyorum bunu. Bugün de size otostop ile Düzce’den Samsun’a gitme olayımdan bahsettim. Bir dahaki otostop anılarında görüşmek üzere diyorum, okuduğunuz için teşekkür ediyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…

 

 

  

Öğrenci Pasaportu

  Merhaba! Bugün bu yazımda size daha önceki Youtube kanalımda olan ve bilgi sahibi olduğum bir konuda bilgi vermek istiyorum. Hemen uzatmadan başlayalım…

  Planlarım arasında bu sene yurt dışı seyahati yapmak var ve eğer bir aksilik olmazsa yapacağım. Bu düşüncemi destekleyecek şekilde de önceden kendime öğrenci pasaportu olarak geçen harçsız öğrenci pasaportu çıkarttım. Bu yazımda size “ Öğrenci Pasaportu Nasıl Çıkartılır? “ bundan bahsedeceğim. Umarım bilgilendirici olur. Hadi başlayalım.

  Şimdi pasaport çıkartmak için öncelikle https://randevu.nvi.gov.tr/ adresine girip güzeeelce bir randevumuzu alıyoruz. İlk önceliğimiz bu olacak kesinlikle ki randevu almadan bu işler artık yürümüyor ülkemizde, bu yönden de ülke gelişiyor hakikaten. Ben alırken pasaportu randevu emniyet müdürlüğünden alınıyordu ve işlemler emniyet müdürlüğünde yapılıyordu ama şimdi nüfus ve vatandaşlık işlerinde yapılıyormuş, olsun işlemler aynı, elimde geldiği kadar size yardımcı olmaya çalışacağım. İlk adım olarak randevumuzu alıyoruz güzel bir şekilde ve daha sonra da adımları takip ediyoruz. Ya zaten ben de burada size çok fazla riv riv yapmayacağım siz verdiğim linke girin, adamlar yapmış her şey adım adım ilerliyor. Ben randevu aldığım zaman getirilmesi gereken evraklar yazıyordu orada ama şimdi nasıl olur bilmiyorum. Ben sizin için bütün evrakları yazıyorum hemen.

  • Kimlik Kartımız
  • Biyometrik Fotoğraflarımız (Kesinlikle biyometrik ve son 6 ayda çekilmiş olmalı)
  • Eğer elinizde mevcutsa eskiden aldığınız pasaport
  • Harçsız ama bir defter bedeli var malum. Bunu yatırıyoruz ve dekontu alıyoruz hatırladığım kadarı ile ben 118 lira civarı bir şey yatırdım ama şu an güncel fiyatına baktım ve 133.50 lira olduğunu gördüm. Çok fazla zamlanmamış. Hemen hemen her bankadan yatırılıyor. Ben vergi dairesinden yatırmıştım ama.
  • Olmazsa olmaz, adı üzerinde zaten öğrenci pasaportu için bir adet “Öğrenci Belgesi”

     

İşte hepsi anlattığım gibi oluyor. Bu belgeleri hazırlayıp, randevumuzu alıp gününde ve saati geçmeden nüfus müdürlüğüne gidiyoruz. Ben pasaportu önceden aldığım için parmak izi vermek zorundaydım ve 10 parmağın izini detaylıca ayrı ayrı alıyorlar. Eğer daha önce parmak izinizi vermediyseniz vermeniz gerekiyor. Bu da önemli bir nokta. Korkmayın bir şey olmuyor.

İşlemler tamamlandıktan sonra çıkıp evimize gidiyoruz ve 1 hafta sürmeden de pasaportumuz bulunduğunuz yere PTT aracılığı ile geliyor. Ben videosunu da ekleyeceğim. Hepsi bu kadar basit aslında.

  Şimdi son bir konuya daha açıklık getirip, yazıma son vermek istiyorum. Bu pasaport maksimum 25 yaşınıza kadar geçerli olacak, yani nasıl? Şöyle ki: “Eğer şu an 21 yaşında bir üniversite öğrencisisin gidip başvuruyorsun ve 4 yıllık bir pasaportun oluyor. Ben çıkarttığım zaman 18 yaşındaydım benimki de 25 yaşına kadar oldu malum herhangi bir fark yok.”

  Pasaportumu inceledim ve 17 ekimde ben başvurmuşum ve 12 ekim, yani doğum günümde de süresi dolacak pasaportumun işte hepsi bu kadar.

 

  Bu yazımda size faydalı olmaya çalıştım ve öğrenci pasaportundan bahsettim. Konu ile ilgili bir de video çekip kanalıma ekleyeceğim. Umarım sizi sıkmamışım ve açıklayıcı olabilmişimdir. Takipte kalmanızı rica ediyor ve sizleri Allah’a emanet ediyorum…

YGA Zirvesi 2018

  Merhaba! Bugün size yılbaşından önce gitmiş olduğum bir zirveden bahsedeceğim. Şimdi hep beraber 1 Aralık 2018 gününe gidiyoruz. Hazır olun çok güzel bir yazı sizi bekliyor.

  O zamanlar Instagram kullanıyorum tabii ki şu an kullanmıyorum ama sanırım yakında geri döneceğim. Bu bilgiyi de verdikten sonra anlatayım dedim :D. Dediğim gibi o zamanlar Instagram’ım var ve ana sayfada sebebini hiçbir zaman anlamadığım bir şekilde boş beleş takılırken pat 2018 YGA diye bir şey gördüm ve “Ana bu ne yav?” dedim ve hemen başvurdum. Net sayı mı bilmiyorum ama bir gazete haberinde okudum ve bu zirve için internet üzerinden 30.000 kişinin başvuru yaptığı yazıyordu. Evet biz 30.000 kişi başvurmuştuk. Daha sonra bu 30.000 kişi içerisinden de sadece 2.500 kişi seçilip YGA 2018 zirvesine katılmaya hak kazanmıştık. Ama o kadar garip ki YGA ne, ne iş yapar falan hiçbir şeyden haberim yok yani. Üzücü ama hiç haberim yoktu ve olmadığı için daha sonra çok üzüldüm.

  Mail yolu ile yazışmalar bize geliyor, davetiyemiz falan geldi ben de epey ciddi bir şey olduğunu sonradan bunlar gelince anladım ve iyice idrak ettim. Program akışı nedir falan diye baktım yani bakıyorum sonra bir daha bakıyorum bir daha ve devam ediyorum. Çünkü inanılır gibi değil. Sen rastgele başvur, daha sonra da seni seçsinler ve zirvede görüşeceğin insanlar ülkenin en büyük şirketlerinin sahipleri yönetim kurulunda yer alan insanlar hatta Facebook’ta ülkemiz adına çalışan insanlar bile var. Gerçekten şok olmam sürekli artıyordu. Burayı çok fazla uzattığımın farkındayım ama okuyunca bence siz de anladınız nasıl şok olduğumu :D.

  Sağ olsun YGA ekibi her şey ile detaylıca ilgileniyorlar hepsine buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Yol masrafını, yemek kartı falan her konuda yardımcı oldular. Giriş için yani bu masrafların karşılanması için 30 lira gibi bir para verdiğimi hatırlıyorum ama gerçekten de azmış o para bizim için yaptıklarını görünce. Şimdi o günü anlatmaya geçiyorum.

  1 Aralık 2018 günüydü seminer. Ben de bir önceki gün yani 30 Aralıkta Düzce’den yola çıktım. Bizi alıp İstanbul Zorlu PSM ’ne götürecek olan otobüs Sakarya’dan kalkacakmış. Ekip o kadar ilgili ki WhatsApp grubu kurup iletişimi de kolaylaştırdılar. Fark ettim de bu çok basit bir şeymiş zaten abartmayalım :D. Ben gece 22.45’te yurttan ayrıldım ve 23.15 otobüsü ile terminale geçtim. Bize gelen davetiye de yazıyordu işte araçların kalkacağı yerler falan ve altta da not vardı “Gelirken biletlerinizi getirin, bilet ödemesi yapılacaktır.” Şeklinde. Çok şaşırdım bunu da görünce. Ben Düzce’de olmam sebebi ile Sakarya’dan binecektim ve gece sabaha karşı Sakarya’dan kalkışın 04.00 olacağı bilgisi gelmişti. Ben Düzce’den 00.45 otobüsü ile Sakarya’ya geçtim. Bu zamana kadar uyku var mı derseniz tabii ki hayır sadece yolda 20 30 dakika uyuduysam uyumuşumdur ve hepsi bu kadar. Kış olması sebebi ile havada ciddi bir soğuk vardı ve ben de otogarda bekledim 3.45’e kadar falan herhalde. Sonra doluştuk otobüse. Belirtildiği gibi saatinde kalktı ve devam ettik İzmit’ten de bize katılanlar oldu onları da aldık ve İstanbul’a devam ettik. Geldiğimiz gibi sıraya geçtik ve ilk önce kahvaltılıklarımızı verdiler. Sonra xray kontrolü yapıldı ve içeri alınıp yaka kartlarımızı ve çanta içerisinde defterle içinde minicik tohum olan kalemimizi verdiler ve kuyruğa geçip beklemeye başladık. Beklerken ben orada hemen yapı itibari ile de sohbet edip muhabbet kurmayı seven birisi olduğum için orada sohbeti oluşturduk ve en son sıradayken birdenbire kendimi en ön sırada buldum. Bu arada orada tanıştığım arkadaşın adı da Çağan’dı belki okur :D.

  Sırada beklerken falan kapıların açılma vakti geldi ve kapılar açıldı. Salon da ilginç bir salondu ilk kez girmiştim Zorlu’ya. Belirtmeden edemeyeceğim ama salonda mescit sıkıntısı var ama bana oradaki güvenlikler çok yardımcı oldular. Özel kartları ile özel yerlere girmemi falan sağladılar heyecan vericiydi :D.

  İçeri alındık ve en önün bir arkasında oturuyorduk, yerimiz çok güzeldi. Bu sıralarda da saat 8 civarındaydı sanıyorum. Peki yolda uyudu mu Ömer beyimiz dediniz sanırım tabii ki hayır uyku yooookkk.

  Zirve başladı çok ilginç başladı gerçekten öyle yani mükemmel bir organizasyon yapmışlar akılda kalıcılığı güzel sağlamışlar tebrik ediyorum. İlk başta açılışı gitarist bir çocuk ile keman çalan bir kız yapmıştı ve etkileyiciydi. Zaten zirvenin bütün halini paylaşacağım, dilerseniz izlersiniz.

  Az önce açtım biraz kaptırmışım kendimi izlemeye. Şimdi yazmaya devam ediyorum. Zaten kimin ne konuştuğunu tek tek anlatsam kelimeler yetmez hem sizi de baymak istemem. İlgimi çeken isimlerin başında MIT Profesörü Mehmet TONER vardı ve etkileyici konuştu gerçekten. Mükemmel bir andı yani süper konuşmalar geçti gerçekten. Bahsettiğim gibi çok şirketlerden üst düzey yöneticiler vardı. Diğer ilgimi çeken isim ise Sinan YAMAN zaten araştırınca YGA’nın kurucusu olduğunu göreceksiniz. Sinan bey de gerçekten güzel konuşmaları ile beni çok etkilemişti. Son ilgimi çeken üç isim kaldı bunlardan da bahsedip sizi daha fazla sıkmayacağım. Ahmet Nazif ZORLU ve Emre ZORLU. Soy isimlerinden de anlaşılacağı üzere kendileri ZORLU’nun yönetim kurulunda yer alan iki isim. Ahmet Bey şirket sahibi ve Emre Bey de yönetim kurulu üyesi. Çok güzel konuşmalar yaptılar ikisi de ve birkaç beğendiğim cümlelerini size kendi aldığım notlardan paylaşacağım. “Zor bana çok şey öğretti.” demişti Ahmet Bey gerçekten de çok güzel bir cümle tabii anlayana. Tekrar şimdi bütün söylemiş olduğu cümleleri okudum ve gerçekten de mükemmel bir insan. Umarım günün birinde aynı masada oturabilirim. “Önce Allah’tan korkarım, sonra işimi kaybetmekten.” Yine bir Ahmet Bey’in sözü. Emre Bey’de babası hakkında sorulunca “Elimizde var olana şükretmek ve onun yetmeyeceğini düşünerek üzerine bir şeyler eklemek babamın hoşuma giden bir özelliğidir.” demişti. Çok güzel insanlar gerçekten. Umarım tanışabilirim.

  Son bir isim kaldı unutamayacağım zirvede. Mete GAZOZ. Olimpiyat Şampiyonu Milli Okçumuz buradan da kendisine bayrağımızı dalgalandırdığı için teşekkürlerimi sunuyorum. Bakın Mete’den kısaca bahsedeyim size. Kendisi o kadar mütevazi birisi ki hani yanına otur bu mu olimpiyat şampiyonu diyeceğiniz türden gencecik bir kardeşimiz arkadaşımız. O kadar mütevazi ki umarım bunu hiç kaybetmez ve hayatında da her zaman çok başarılı olur.

  YGA bahsettiğim, anlatmaya çalıştığım şekilde bir organizasyondu. Umarım sizi sıkmamış ve boğmadan heyecanlı bir şeklide anlatabilmişimdir. 1000’e yakın kelime oldu. Okuduysanız okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Elimden geldiği kadar yazmaya çalışıyorum ve takipte kalmanızı rica ediyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum…

 

 

Bu Zamana Kadar Neler Yaptım?

Merhaba! Bu zamana kadar neler yaptım, neler geçirdim ve bu zamana kadar nasıl geldim? Bu soruların hepsinin cevabını bu konuda vereceğim. Okumaya devam edelim…

  Çalışan bir insanın asla körelmeyeceği düşüncesi ile henüz daha ilkokul ikinci sınıftayken çalışma serüvenimi başlattım ve ailemin izni olmamasına rağmen çalışmak üzere Lüleburgaz’dan otobüse bindim ve Yalova Otogarı’nda indim. Artık iş hayatım başlamıştı. İlkokul ikinci sınıftan ne zamana kadar kim bilir…

  O zamanlar yaptığım iş bir ilkokul öğrencisinin bünyesine ağır gelebilecek türdendi. Ama sorun değil. Sonuçta hayat da hiç kolay değil. O zaman ve şuan hala çalışan dükkanda çalışmaya başladım. Şuan işimiz farklı. Ama o zaman detaylı ve teferruatlı işler vardı. O zamanlar ev tadilatı, tamirat, dekorasyon gibi işler yapıyorduk. Su tesisatı, kalebodur, fayans falan bu gibi işlerle uğraşıyorduk. Ben de dört beş yıl boyunca bu işlerde çalıştım. 

  Her yaz düzenli olarak Yalova’ya gittim. Sadece bir yaz hariç. O yazın akabinde de üniversite sınavı vardı zaten. Sadece Yalova’da çalışmadım. Lüleburgaz’da da çalıştım. Aynı iş üzerindeydi fakat sadece orada malzeme satışı yapıyorduk. Gel zaman git zaman yine Yalova’da çalışmaya devam ederken artık daha kazançlı ve daha az zahmetli insanı daha az uğraştıran işler yapmaya karar vermiştik. Bu sebepten dolayı da üretim işine girmeye karar verdik. Yaklaşık altı yedi yıldır duşakabin üretimi yapıyoruz. Bu işte de her şeyi biliyorum ve güzel bir şekilde öğrendim. Şuan tek başıma her şeyini yapabiliyorum. Ustalarım bana Ömer Usta diyorlar ve bu lakap benim çok hoşuma gidiyor. Uzun yıllar verilen emek sonucunda bir yerlere varabildim ve bu beni mutlu ediyor. Devam edelim…

  İşte bu kadar çalışma hayatımın sonunda bir unvan elde edebildim. Çalışmaya başladığım zamanlarda ilk yıllarda yani hiç ama hiç para almıyordum. Amacım sadece işi öğrenmek ve boş zamanımı değerlendirmek istedim. Güzel bir düşünce olduğuna inanıyorum çünkü. Bir yerden sonra artık para kazanmaya başlıyorsun ve kazandığın para ile de yatırım yapıp bir şeyler alabiliyorsun. İnanın bana kendi paranız ile alınan şeyin değeri de bir başka oluyor. Bir kere para kazanmanın zorluğunu çekiyorsun ve nasıl zor kazandığını anladığın için aldığın eşya ya da her neyse daha kıymetli oluyor. Bununla ilgili detaylı bir yazı yazacağım. Şimdilik burada bu kadar yeter.

  Kısa bir şekilde fazla detay vermeden ve sizi sıkmadan bu zamana kadar neler yaptığımdan bir kesit paylaştım. Daha eklemediğim bir çok şey var. Bir çok proje gibi şeyler. Hepsine yer vereceğim. Şimdilik yazımı burada kesiyorum. Allah’a emanet olun…

Yalova'da Çalıştığım Zamanlardan Kalma Bir Fotoğraf - Araba Bakımı Temalı