YGA Zirvesi 2018

  Merhaba! Bugün size yılbaşından önce gitmiş olduğum bir zirveden bahsedeceğim. Şimdi hep beraber 1 Aralık 2018 gününe gidiyoruz. Hazır olun çok güzel bir yazı sizi bekliyor.

  O zamanlar Instagram kullanıyorum tabii ki şu an kullanmıyorum ama sanırım yakında geri döneceğim. Bu bilgiyi de verdikten sonra anlatayım dedim :D. Dediğim gibi o zamanlar Instagram’ım var ve ana sayfada sebebini hiçbir zaman anlamadığım bir şekilde boş beleş takılırken pat 2018 YGA diye bir şey gördüm ve “Ana bu ne yav?” dedim ve hemen başvurdum. Net sayı mı bilmiyorum ama bir gazete haberinde okudum ve bu zirve için internet üzerinden 30.000 kişinin başvuru yaptığı yazıyordu. Evet biz 30.000 kişi başvurmuştuk. Daha sonra bu 30.000 kişi içerisinden de sadece 2.500 kişi seçilip YGA 2018 zirvesine katılmaya hak kazanmıştık. Ama o kadar garip ki YGA ne, ne iş yapar falan hiçbir şeyden haberim yok yani. Üzücü ama hiç haberim yoktu ve olmadığı için daha sonra çok üzüldüm.

  Mail yolu ile yazışmalar bize geliyor, davetiyemiz falan geldi ben de epey ciddi bir şey olduğunu sonradan bunlar gelince anladım ve iyice idrak ettim. Program akışı nedir falan diye baktım yani bakıyorum sonra bir daha bakıyorum bir daha ve devam ediyorum. Çünkü inanılır gibi değil. Sen rastgele başvur, daha sonra da seni seçsinler ve zirvede görüşeceğin insanlar ülkenin en büyük şirketlerinin sahipleri yönetim kurulunda yer alan insanlar hatta Facebook’ta ülkemiz adına çalışan insanlar bile var. Gerçekten şok olmam sürekli artıyordu. Burayı çok fazla uzattığımın farkındayım ama okuyunca bence siz de anladınız nasıl şok olduğumu :D.

  Sağ olsun YGA ekibi her şey ile detaylıca ilgileniyorlar hepsine buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Yol masrafını, yemek kartı falan her konuda yardımcı oldular. Giriş için yani bu masrafların karşılanması için 30 lira gibi bir para verdiğimi hatırlıyorum ama gerçekten de azmış o para bizim için yaptıklarını görünce. Şimdi o günü anlatmaya geçiyorum.

  1 Aralık 2018 günüydü seminer. Ben de bir önceki gün yani 30 Aralıkta Düzce’den yola çıktım. Bizi alıp İstanbul Zorlu PSM ’ne götürecek olan otobüs Sakarya’dan kalkacakmış. Ekip o kadar ilgili ki WhatsApp grubu kurup iletişimi de kolaylaştırdılar. Fark ettim de bu çok basit bir şeymiş zaten abartmayalım :D. Ben gece 22.45’te yurttan ayrıldım ve 23.15 otobüsü ile terminale geçtim. Bize gelen davetiye de yazıyordu işte araçların kalkacağı yerler falan ve altta da not vardı “Gelirken biletlerinizi getirin, bilet ödemesi yapılacaktır.” Şeklinde. Çok şaşırdım bunu da görünce. Ben Düzce’de olmam sebebi ile Sakarya’dan binecektim ve gece sabaha karşı Sakarya’dan kalkışın 04.00 olacağı bilgisi gelmişti. Ben Düzce’den 00.45 otobüsü ile Sakarya’ya geçtim. Bu zamana kadar uyku var mı derseniz tabii ki hayır sadece yolda 20 30 dakika uyuduysam uyumuşumdur ve hepsi bu kadar. Kış olması sebebi ile havada ciddi bir soğuk vardı ve ben de otogarda bekledim 3.45’e kadar falan herhalde. Sonra doluştuk otobüse. Belirtildiği gibi saatinde kalktı ve devam ettik İzmit’ten de bize katılanlar oldu onları da aldık ve İstanbul’a devam ettik. Geldiğimiz gibi sıraya geçtik ve ilk önce kahvaltılıklarımızı verdiler. Sonra xray kontrolü yapıldı ve içeri alınıp yaka kartlarımızı ve çanta içerisinde defterle içinde minicik tohum olan kalemimizi verdiler ve kuyruğa geçip beklemeye başladık. Beklerken ben orada hemen yapı itibari ile de sohbet edip muhabbet kurmayı seven birisi olduğum için orada sohbeti oluşturduk ve en son sıradayken birdenbire kendimi en ön sırada buldum. Bu arada orada tanıştığım arkadaşın adı da Çağan’dı belki okur :D.

  Sırada beklerken falan kapıların açılma vakti geldi ve kapılar açıldı. Salon da ilginç bir salondu ilk kez girmiştim Zorlu’ya. Belirtmeden edemeyeceğim ama salonda mescit sıkıntısı var ama bana oradaki güvenlikler çok yardımcı oldular. Özel kartları ile özel yerlere girmemi falan sağladılar heyecan vericiydi :D.

  İçeri alındık ve en önün bir arkasında oturuyorduk, yerimiz çok güzeldi. Bu sıralarda da saat 8 civarındaydı sanıyorum. Peki yolda uyudu mu Ömer beyimiz dediniz sanırım tabii ki hayır uyku yooookkk.

  Zirve başladı çok ilginç başladı gerçekten öyle yani mükemmel bir organizasyon yapmışlar akılda kalıcılığı güzel sağlamışlar tebrik ediyorum. İlk başta açılışı gitarist bir çocuk ile keman çalan bir kız yapmıştı ve etkileyiciydi. Zaten zirvenin bütün halini paylaşacağım, dilerseniz izlersiniz.

  Az önce açtım biraz kaptırmışım kendimi izlemeye. Şimdi yazmaya devam ediyorum. Zaten kimin ne konuştuğunu tek tek anlatsam kelimeler yetmez hem sizi de baymak istemem. İlgimi çeken isimlerin başında MIT Profesörü Mehmet TONER vardı ve etkileyici konuştu gerçekten. Mükemmel bir andı yani süper konuşmalar geçti gerçekten. Bahsettiğim gibi çok şirketlerden üst düzey yöneticiler vardı. Diğer ilgimi çeken isim ise Sinan YAMAN zaten araştırınca YGA’nın kurucusu olduğunu göreceksiniz. Sinan bey de gerçekten güzel konuşmaları ile beni çok etkilemişti. Son ilgimi çeken üç isim kaldı bunlardan da bahsedip sizi daha fazla sıkmayacağım. Ahmet Nazif ZORLU ve Emre ZORLU. Soy isimlerinden de anlaşılacağı üzere kendileri ZORLU’nun yönetim kurulunda yer alan iki isim. Ahmet Bey şirket sahibi ve Emre Bey de yönetim kurulu üyesi. Çok güzel konuşmalar yaptılar ikisi de ve birkaç beğendiğim cümlelerini size kendi aldığım notlardan paylaşacağım. “Zor bana çok şey öğretti.” demişti Ahmet Bey gerçekten de çok güzel bir cümle tabii anlayana. Tekrar şimdi bütün söylemiş olduğu cümleleri okudum ve gerçekten de mükemmel bir insan. Umarım günün birinde aynı masada oturabilirim. “Önce Allah’tan korkarım, sonra işimi kaybetmekten.” Yine bir Ahmet Bey’in sözü. Emre Bey’de babası hakkında sorulunca “Elimizde var olana şükretmek ve onun yetmeyeceğini düşünerek üzerine bir şeyler eklemek babamın hoşuma giden bir özelliğidir.” demişti. Çok güzel insanlar gerçekten. Umarım tanışabilirim.

  Son bir isim kaldı unutamayacağım zirvede. Mete GAZOZ. Olimpiyat Şampiyonu Milli Okçumuz buradan da kendisine bayrağımızı dalgalandırdığı için teşekkürlerimi sunuyorum. Bakın Mete’den kısaca bahsedeyim size. Kendisi o kadar mütevazi birisi ki hani yanına otur bu mu olimpiyat şampiyonu diyeceğiniz türden gencecik bir kardeşimiz arkadaşımız. O kadar mütevazi ki umarım bunu hiç kaybetmez ve hayatında da her zaman çok başarılı olur.

  YGA bahsettiğim, anlatmaya çalıştığım şekilde bir organizasyondu. Umarım sizi sıkmamış ve boğmadan heyecanlı bir şeklide anlatabilmişimdir. 1000’e yakın kelime oldu. Okuduysanız okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Elimden geldiği kadar yazmaya çalışıyorum ve takipte kalmanızı rica ediyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum…

 

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir